2 Aralık 1910'da alışveriş yapmak için evinden çıkan 25 yaşındaki Dorothy Arnold, dünyanın en kalabalık şehirlerinden birinin ortasında iz bırakmadan kayboldu. Ne cesedi bulundu ne de başına ne geldiği öğrenilebildi. Üstelik ailesinin verdiği bir karar, bu gizemi daha da derinleştirdi. 1910 yılının soğuk bir aralık sabahıydı. New York'un varlıklı ailelerinden birine mensup olan Dorothy Harriet Camille Arnold, annesine alışverişe çıkacağını söyledi. Kız kardeşinin yaklaşan daveti için yeni bir elbise bakacaktı. Annesi kendisine eşlik etmeyi teklif etti ancak Dorothy yalnız gitmek istediğini belirtti. Bu, ailesinin onu son görüşü olacaktı. Dorothy, o dönemin New York sosyetesinde tanınan genç kadınlarından biriydi. Babası Francis Rose Arnold, ithalat ve parfüm ticaretiyle uğraşan başarılı bir iş insanıydı. Aile, Manhattan'ın seçkin semtlerinden birinde yaşıyordu. Dorothy iyi eğitim almış, Bryn Mawr College'dan mezun olmuş ve birkaç yabancı dil öğrenmişti. Dışarıdan bakıldığında oldukça ayrıcalıklı bir hayat sürüyordu. Ancak genç kadının ailesinden gizlediği hayalleri ve ilişkileri vardı. Dorothy bir yazar olmak istiyordu. Öyküler kaleme alıyor, bunları dergilere gönderiyordu. Fakat yazdıkları yayımlanmak üzere kabul edilmiyordu. Ailesinin bu girişimleri yeterince ciddiye almaması onu rahatsız etmişti. Hatta reddedilen yazılarının eve gelmemesi için kendisine özel bir posta kutusu kiralamıştı.
Daha bağımsız yaşamak ve yazılarına odaklanmak amacıyla ayrı bir eve taşınmak istemiş, ancak babası buna izin vermemişti. Kimse o gün yaşanacakların, Amerikan tarihinin en çok tartışılan kaybolma olaylarından birine dönüşeceğini bilmiyordu. Son kez görüldüğü öğleden sonra 12 Aralık 1910 Pazartesi günü Dorothy, Manhattan'daki evinden ayrıldıktan sonra Beşinci Cadde boyunca yürüdü. Önce Park & Tilford adlı mağazadan çikolata satın aldı. Ardından Brentano's adlı kitapçıya uğrayarak bir kitap aldı. Burada tanıdığı bir kadınla karşılaştı. İkili kısa süre sohbet etti. Dorothy'nin davranışlarında olağan dışı bir durum fark edilmediği anlatıldı. Ne korkmuş ne de yardım arıyor gibi görünüyordu. Sohbet sırasında eve Central Park üzerinden yürüyerek dönmeyi düşündüğünü söyledi. Saat yaklaşık 14.00'tü. Dorothy arkadaşından ayrıldı ve yoluna devam etti. Bu, onun güvenilir biçimde doğrulanabilen son görülüşüydü. O andan sonra Dorothy Arnold'un nereye gittiği, kiminle karşılaştığı veya başına ne geldiği hiçbir zaman kesin olarak belirlenemedi. Daha da şaşırtıcı olan, kaybolduğu yerdi. New York'un en işlek caddelerinden birinde gündüz vakti, çevresi insanlarla doluyken ortadan kaybolmuştu. Ardında doğrulanmış bir veda mektubu, açık bir kaçış planı ya da olayın nasıl gerçekleştiğini gösterecek kesin bir iz bırakmamıştı. Ailesinin verdiği tartışmalı karar Dorothy o akşam eve dönmedi. İlk saatlerde ailesi onun arkadaşlarından birinde kalmış olabileceğini düşündü. Ancak ertesi gün de haber alınamayınca endişeler arttı.
Buna rağmen aile hemen kamuoyuna açık bir kayıp duyurusu yapmadı. Bunun nedeni, dönemin toplumsal koşullarıydı. Arnold ailesi New York'un yüksek sosyetesinde önemli bir konuma sahipti. Kızlarının kaybolmasının gazetelere yansıması, aile hakkında söylentilere ve büyük bir skandala neden olabilirdi. Bu yüzden önce avukatlar ve özel dedektifler aracılığıyla sessiz bir arama başlatıldı. Ünlü Pinkerton Dedektiflik Ajansı da araştırmalara katıldı. Hastaneler, morglar, tren istasyonları ve çeşitli olasılıklar araştırıldı. Dorothy'nin başka bir şehre ya da ülkeye gitmiş olabileceği düşünüldü. Ancak hiçbir araştırma sonuç vermedi. Aile, kayboluşu yaklaşık altı hafta boyunca kamuoyundan gizledi. Olayın basına açıklanması 25 Ocak 1911'i buldu. İşte bu gecikme, soruşturmanın en çok tartışılan noktalarından biri haline geldi. Çünkü genç bir kadının kaybolmasının ardından geçen ilk saatler ve günler, tanıkların bulunması ve izlerin korunması açısından son derece önemlidir. Dorothy'nin kaybolduğu gün onu görmüş olabilecek insanlar, haftalar sonra ne hatırlayabileceklerdi. Bu sorunun kesin bir yanıtı hiçbir zaman bulunamadı.
Gizli aşk ilişkisi ve ortaya çıkan mektuplar Araştırmalar ilerledikçe Dorothy'nin ailesinden sakladığı özel hayatına ilişkin ayrıntılar da gün yüzüne çıktı. Genç kadının George C. Griscom Jr. adlı, kendisinden yaşça büyük bir adamla romantik ilişki yaşadığı anlaşıldı. Dorothy, kaybolmasından birkaç ay önce ailesine üniversiteden arkadaşlarını ziyaret edeceğini söylemiş, ancak gerçekte Griscom ile zaman geçirmişti. Ailesi bu ilişkiye sıcak bakmıyordu. Dorothy'nin kaybolduğu sırada Griscom Avrupa'daydı. Kendisine ulaşıldığında olayla ilgisi olmadığını söyledi ve arama çalışmalarına katkıda bulundu. Dorothy'nin ona gönderdiği bir mektup ise genç kadının yazarlık hayallerinin gerçekleşmemesinden duyduğu üzüntüyü ortaya koyuyordu. Bu durum, Dorothy'nin kendi isteğiyle ortadan kaybolmuş olabileceği ihtimalini gündeme getirdi. Acaba ailesinin baskısından ve yaşadığı hayal kırıklıklarından uzaklaşmak için yeni bir hayat mı kurmuştu. Yoksa bu özel hayat ayrıntıları, gerçek kayboluş nedeniyle hiçbir ilgisi olmayan tesadüflerden mi ibaretti. Griscom'un Dorothy'nin kayboluşunda rol oynadığını gösteren güvenilir bir kanıt ortaya çıkmadı. Polis soruşturması ve giderek büyüyen söylentiler
Dorothy'nin fotoğrafı gazetelerde yayımlandıktan sonra olay yalnızca New York'ta değil, Amerika'nın farklı bölgelerinde ve Avrupa'da da ilgi gördü. Genç kadını gördüğünü söyleyen insanlar ortaya çıktı. Farklı şehirlerden mektuplar gönderildi. Kimi Dorothy'nin kaçtığını, kimi öldürüldüğünü, kimi ise gizlice evlendiğini iddia etti. Ancak ihbarların hiçbiri onun nerede olduğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Bir başka ihtimal, Dorothy'nin Central Park yakınlarında bir kazaya uğramış olmasıydı. Parktaki su birikintileri ve rezervuarlar araştırıldı. Fakat onu bulmaya yarayacak bir sonuca ulaşılamadı. Yıllar sonra çok daha rahatsız edici bir iddia ortaya atıldı. Pennsylvania'daki yasa dışı kürtaj uygulamalarıyla ilişkilendirilen bir yerde Dorothy'nin tıbbi müdahale sırasında öldüğü ve bedeninin gizlice ortadan kaldırıldığı ileri sürüldü. Bu iddia gazetelerde geniş yer buldu. Ancak Dorothy'ye ait olduğu doğrulanmış herhangi bir kalıntı bulunamadı ve anlatılanlar kesin kanıtlarla desteklenemedi. Başka kişiler de onun ölümü ve gömüldüğü yer hakkında çeşitli iddialarda bulundu. Yapılan araştırmalar bu anlatıları doğrulamadı. Her yeni iddia, gizemi çözmek yerine daha da karmaşık hale getirdi. Dorothy Arnold'a gerçekten ne oldu. Aradan geçen yıllarda dört temel ihtimal üzerinde duruldu.
Birincisi, Dorothy'nin kendi isteğiyle kaçmış olmasıydı. Ailesinden bağımsız yaşamak istemesi ve özel hayatındaki anlaşmazlıklar bu teoriyi desteklemek için kullanıldı. Ancak yeni bir kimlikle yaşamaya devam ettiğini gösteren doğrulanmış kayıtlar bulunamadı. İkinci ihtimal, bir suçun kurbanı olmasıydı. Dorothy'nin kalabalık bir şehirde kaybolması, saldırıya uğramış olabileceği düşüncesini doğurdu. Fakat bu ihtimali kanıtlayan bir suç mahalli, fail veya fiziksel delil ortaya çıkmadı. Üçüncü ihtimal, bir kaza sonucunda hayatını kaybetmesiydi. Ancak cesedinin bulunamaması bu teorinin de doğrulanmasını engelledi. Dördüncü ihtimal ise özel hayatıyla bağlantılı, ailesinin bilmediği bir olay yaşanmış olmasıydı. Gizli ilişkisi, mektupları ve bağımsızlık isteği bu çerçevede değerlendirildi. Yine de bunlar Dorothy'nin başına ne geldiğini açıklamaya yetmedi. Bütün bu teorilerin ortak bir noktası vardı. Hiçbiri kesin biçimde ispatlanamadı. Yıllar geçti, ailesi beklemeye devam etti. Dorothy'nin babası Francis Arnold, kızının bulunması için büyük miktarda para harcadı. Zamanla Dorothy'nin hayatta olmadığına inanmaya başladı. 1922 yılında hayatını kaybettiğinde kızının akıbeti hala bilinmiyordu. Annesi Mary Arnold ise 1928'de öldü. O da kızının başına ne geldiğini öğrenemedi Dorothy'nin kayboluşu, aradan bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen çözülemeyen tarihî vakalardan biri olarak kaldı.
Ne başka bir yerde yeni bir hayata başladığı kanıtlandı ne de öldüğünü kesinleştirecek bir bulguya ulaşıldı. Bir şehrin ortasında kaybolmak Dorothy Arnold vakasını ürpertici yapan şey, olayın uzak bir ormanda, ıssız bir yolda veya denizin ortasında yaşanmamış olmasıdır. Genç kadın 20. yüzyılın başlarında dünyanın en hareketli şehirlerinden birinde kayboldu. O sabah alışveriş yaptı. Bir kitap satın aldı. Tanıdığı biriyle sohbet etti Eve yürümeyi planladığını söyledi. Bütün bunlar sıradan bir günün parçalarıydı. Sonrasında ise hayatına ilişkin doğrulanabilir izler aniden kesildi Bugün Dorothy'nin kayboluşunun üzerinden yaklaşık 116 yıl geçti. New York değişti, sokaklar değişti, o dönemin insanları ve yaşam biçimleri tarihe karıştı. Ancak 12 Aralık 1910 günü yaşananların kesin cevabı hala bilinmiyor. Belki de Dorothy Arnold vakasının en sarsıcı tarafı, bir insanın milyonlarca kişinin yaşadığı bir şehirde kaybolabilmesi değil onu arayanların, geride bıraktığı hayat hakkında sandıklarından çok daha az şey bildiklerini fark etmeleriydi. Ve bütün bu hikayenin sonunda cevaplanamayan tek bir soru var. Dorothy Arnold o gün Central Park'a doğru yürürken gerçekten evine mi dönüyordu, yoksa kimsenin bilmediği bambaşka bir hayata mı gidiyordu.