İnternet bir zamanlar insanların düşüncelerini, deneyimlerini, hatalarını ve yaratıcılıklarını bıraktıkları devasa bir dijital arşivdi. Bir forum mesajında gerçek bir kullanıcının yaşadığı sorun, bir blogda yılların deneyimi, bir fotoğrafta ise gerçekten yaşanmış bir an bulunabiliyordu. Üretken yapay zekanın hızla yayılmasıyla bu yapı değişmeye başladı. Artık birkaç saniye içinde binlerce kelimelik yazılar, görseller, videolar ve hatta insan sesinden ayırt edilmesi giderek zorlaşan kayıtlar üretilebiliyor. İnternet tarihinde ilk kez içerik üretmenin maliyeti ve zamanı bu kadar dramatik biçimde azalıyor.
Asıl mesele yapay zekanın içerik üretmesi değil, ürettiği içeriğin insan üretiminden çok daha hızlı çoğalabilmesi. Bir insanın araştırıp birkaç saatte hazırlayacağı yazı, otomatik sistemlerle dakikalar içinde yüzlerce farklı biçimde oluşturulabiliyor. Arama motorları, sosyal medya platformları ve haber akışları giderek daha fazla sentetik içerikle karşılaştıkça, gerçek insanların oluşturduğu çalışmalar bu devasa üretim hacminin arasında görünmez hale gelebilir. Böyle bir gelecekte internette bilgi bulmak kolaylaşırken, bilginin arkasında gerçekten kimin bulunduğunu anlamak zorlaşabilir.
Daha ilginç bir sorun ise yapay zekanın beslendiği kaynaklarda ortaya çıkıyor. Bugünkü modellerin önemli bir bölümü insanların geçmişte ürettiği kitaplardan, internet sayfalarından, kodlardan, görsellerden ve diğer veri kaynaklarından öğreniyor. Fakat geleceğin interneti giderek daha fazla yapay zeka üretimi içerikle dolarsa, yeni sistemlerin eğitim verilerine sentetik içerikler de karışabilir. Araştırmacılar, kontrolsüz biçimde yapay verilerle tekrar tekrar eğitimin veri çeşitliliğini azaltabileceğini ve bazı koşullarda model performansını bozabileceğini gösteren çalışmalar yayımladı. Böylece garip bir döngü ortaya çıkabilir: İnsanlardan öğrenen yapay zeka, zamanla başka yapay zekaların ürettiklerinden öğrenmeye başlayabilir.
Bunun karşısında insan üretimi içerik daha az değil, tam tersine daha değerli hale gelebilir. Gerçek bir yolculuk deneyimi, yıllardır aynı işi yapan ustanın tavsiyesi, bir araştırmacının özgün gözlemi ya da kişinin kendi hayatından anlattığı küçük bir hikaye, otomatik olarak üretilemeyen bir niteliğe sahip: yaşanmışlık. Gelecekte internet kullanıcılarının yalnızca doğru bilgi araması yetmeyebilir. Bu bilgiyi kim üretti, nereden biliyor ve gerçekten deneyimledi mi? soruları da önem kazanabilir.
Bu değişim internetin tasarımını bile etkileyebilir. İçeriğin kaynağını ve oluşturulma sürecini gösteren işaretler, içerik kökenini doğrulamaya yönelik teknik standartlar ve güvenilir insan toplulukları daha önemli hale gelebilir. Yapay zekayı tamamen dışlamak ise gerçekçi görünmüyor. İnsanların araştırma, düzenleme ve üretim süreçlerinde yapay zekadan yararlandığı ancak nihai içeriğe kendi deneyimini, yorumunu ve sorumluluğunu kattığı karma bir internet modeli çok daha olası.
Belki de geleceğin en kıt dijital ürünü bilgi olmayacak. Çünkü bilgi üretmek hiç olmadığı kadar kolaylaşıyor. Kıtlaşabilecek şey gerçek insan izi olacak. Kusurlu bir cümle, kişisel bir deneyim, özgün bir fotoğraf, yıllar içinde edinilmiş uzmanlık... İnternet yapay içerikle doldukça bunların değeri artabilir. Önümüzdeki dönemin asıl sorusu bu nedenle yapay zekanın insanlardan daha fazla içerik üretip üretemeyeceği değil. Milyarlarca sentetik içeriğin arasında, gerçekten bir insanın söylediği şeyi hâlâ bulabilecek miyiz?