Folik asit denildiğinde pek çok insanın aklına ilk olarak hamilelik gelir. Bunun önemli bir nedeni vardır: Gebelik öncesinde ve gebeliğin erken dönemlerinde yeterli folik asit alınması, bebeğin beyin ve omuriliğinin gelişimi açısından büyük önem taşır. Fakat folik asidin görevi hamilelikle sınırlı değildir. Vücudumuz sürekli yeni hücreler üretirken, kan hücrelerini yenilerken ve genetik materyalimizi oluştururken B9 vitaminine ihtiyaç duyar. Aslında folik asit, hayatımız boyunca çalışan fakat çoğu zaman ancak eksikliği ortaya çıktığında fark ettiğimiz maddelerden biridir. Burada küçük fakat önemli bir ayrım da bulunur. Folat, B9 vitamininin besinlerde doğal olarak bulunan biçimlerinin genel adıdır. Folik asit ise vitamin takviyelerinde ve bazı zenginleştirilmiş gıdalarda kullanılan sentetik formdur.
Folik asidin önemini anlamak için vücudun sürekli devam eden hücre üretimini düşünmek yeterlidir. İnsan vücudunda her gün çok sayıda hücre yenilenir ve yeni hücrelerin genetik materyal oluşturması gerekir. Folat, DNA sentezi ve hücre bölünmesiyle ilişkili süreçlerde görev alır. Bu nedenle özellikle hızlı hücre üretiminin gerçekleştiği dokular açısından önemlidir. Kemik iliğinde yeni kan hücrelerinin yapılması bunun en iyi örneklerinden biridir. Folat eksikliği belirgin hale geldiğinde kırmızı kan hücrelerinin normal gelişimi bozulabilir ve megaloblastik anemi adı verilen bir kansızlık türü ortaya çıkabilir. Halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı, çarpıntı ve solukluk gibi belirtiler görülebilir. Ancak bunların yalnızca folat eksikliğine özgü olmadığını, farklı sağlık sorunlarında da ortaya çıkabileceğini unutmamak gerekir.
Folik asidin en iyi bilinen rolü ise gebeliğin çok erken dönemleriyle ilgilidir. Embriyonun ileride beyin ve omuriliğini oluşturacak nöral tüpü gebeliğin ilk haftalarında gelişir. Bu süreç o kadar erken gerçekleşir ki kişi hamile olduğunu henüz öğrenmemiş bile olabilir. Bu nedenle folik asit önerileri yalnızca hamilelik başladıktan sonraki dönemi değil, gebelik planlanan dönemi de kapsar. Yeterli folik asit alınmasının spina bifida ve anensefali gibi ciddi nöral tüp defektlerinin görülme riskini azalttığı uzun zamandır bilinmektedir. Folik asidin halk arasında neredeyse tamamen gebelikle özdeşleşmesinin temelinde de bu güçlü koruyucu etkisi bulunur.
Folatın daha az konuşulan görevlerinden biri homosistein metabolizmasıdır. Homosistein vücutta aminoasit metabolizması sırasında ortaya çıkan bir maddedir ve folat, B12 ve B6 vitaminleri bu metabolik sistemin farklı aşamalarında rol oynar. Folat veya B12 yetersizliği gibi durumlarda kandaki homosistein düzeyi yükselebilir. Yüksek homosistein düzeyleri bazı kalp ve damar hastalıklarıyla ilişkilendirilmiş olsa da burada önemli bir ayrıntı vardır: Folik asit kullanarak homosisteini düşürmek, her durumda kalp hastalıklarını önlediği anlamına gelmez. Bir kan değerinin hastalıkla ilişkili olması ile o değeri düşürmenin hastalığı mutlaka önlemesi aynı şey değildir. Beslenme ve takviyeler konusunda sıkça gözden kaçan bu ayrım folik asit için de geçerlidir.
Folata ulaşmak için mutlaka vitamin kutusuna yönelmek gerekmez. Koyu yeşil yapraklı sebzeler, ıspanak, brokoli, kuşkonmaz, mercimek, nohut, fasulye, bezelye, avokado ve bazı turunçgiller doğal folat kaynakları arasında bulunur. Karaciğer de yüksek miktarda folat içerebilir ancak özellikle gebelikte yüksek A vitamini içeriği nedeniyle karaciğer tüketimi konusunda ayrıca dikkat gerekir. Folatın adının kökeni bile yapraklarla bağlantılıdır. Terim, Latince yaprak anlamına gelen “folium” sözcüğüyle ilişkilidir. Yani B9 vitamininin hikayesinde yeşil yapraklı sebzelerin önemli olması tesadüf değildir.
Ancak folik asit konusunda en sık yapılan hatalardan biri, bir vitamin olduğu için yüksek dozlarının tamamen zararsız olduğunu düşünmektir. Vitaminler vücudumuz için gerekli olsa da ihtiyaçtan fazla takviye kullanmak her zaman ek fayda sağlamaz. Özellikle yüksek miktarda folik asidin uzun süre alınması B12 vitamini eksikliğinin yol açtığı megaloblastik anemiyi düzeltebilir veya gizleyebilirken, B12 eksikliğine bağlı sinir sistemi hasarı ilerlemeye devam edebilir. Bu nedenle yüksek doz folik asit takviyelerini gelişigüzel kullanmak yerine kişinin ihtiyacına göre değerlendirmek önemlidir. Gebelik planlayanlar, bazı ilaçları kullananlar, emilim bozukluğu bulunanlar veya daha önce nöral tüp defektinden etkilenmiş gebelik öyküsü olanlar için gereken miktar da standart günlük takviyeden farklı olabilir ve doktor tarafından belirlenebilir.
Folik asitle ilgili bir başka yanlış anlaşılma da onu enerji veren klasik bir takviye gibi düşünmektir. Folat eksikliği bulunan bir kişide eksikliğin giderilmesi yorgunluk gibi belirtilerin düzelmesine yardımcı olabilir. Fakat folat düzeyi yeterli olan sağlıklı bir kişinin fazladan folik asit alması otomatik olarak daha enerjik, daha güçlü veya daha zinde olacağı anlamına gelmez. Aynı durum saç ve cilt için ortaya atılan iddialarda da geçerlidir. Hücre bölünmesinde rol oynaması, yüksek doz folik asidin herkeste saçları hızla uzatacağı veya cildi gençleştireceği anlamına gelmez. Vitaminlerin biyolojik bir süreçte görev alması ile fazladan vitamin almanın o süreci sınırsız biçimde hızlandırması birbirinden tamamen farklı şeylerdir.
Aslında folik asidi ilginç yapan tam olarak budur. Gözle göremediğimiz, günlük hayatta varlığını düşünmediğimiz bir vitamin; yeni hücrelerin oluşmasından kan yapımına ve gebeliğin ilk haftalarındaki kritik gelişim süreçlerine kadar temel biyolojik mekanizmaların içinde görev yapar. Üstelik eksikliği de fazlasının bilinçsiz kullanımı da sorun yaratabilir. Folik asit yalnızca hamilelerin kullandığı bir vitamin değildir. Fakat herkesin sebepsiz yere yüksek dozlarda kullanması gereken mucize bir takviye de değildir. Vücudun ihtiyacı olan şey çoğu zaman en yüksek miktar değil, doğru miktardır.
Folik asit takviyeleri, kişinin ihtiyacına ve sağlık durumuna göre değişebileceğinden doktor önerisi ve kontrolünde kullanılmalıdır.