Telenovelanın dünyadaki en güçlü merkezlerinden Latin Amerika’ya, yaklaşık 10 bin kilometre öteden beklenmedik bir rakip geldi: Türk dizileri. Aşk, aile, ihanet, sınıf çatışması ve imkansız ilişkiler üzerine kurulan bu yapımlar Şili’den Arjantin’e, Peru’dan Kolombiya’ya kadar geniş bir izleyici kitlesine ulaştı. İlk bakışta Türkiye ile Latin Amerika birbirinden oldukça uzak iki dünya gibi görünüyor. Fakat araştırmacılara göre Türk dizilerinin başarısının sırrı tam da burada yatıyor: Uzak görünen iki toplum, duygusal olarak düşündüğümüzden çok daha yakın.
Her şey Şili’de başladı. Türk dizilerinin Latin Amerika’daki büyük çıkışının dönüm noktası 2014 oldu. Şili’de yayınlanmaya başlayan Binbir Gece, beklenmedik biçimde büyük ilgi gördü. Başarı kısa sürede bölgedeki diğer televizyon kanallarının dikkatini çekti ve Türk yapımları komşu ülkelere yayılmaya başladı. Peru üzerine yapılan araştırmalar, Binbir Gecenin ardından Türk melodramlarının ülkedeki televizyonlarda sürekli hale geldiğini ve bir dönem ithal Latin Amerika yapımlarını bile geride bıraktığını ortaya koyuyor. Bu durum özellikle ilginçti çünkü Türk dizileri yabancı bir televizyon kültürüne değil, melodram konusunda son derece deneyimli bir coğrafyaya girmişti. Latin Amerika onlarca yıldır kendi telenovelalarını üretiyor ve dünyanın farklı ülkelerine ihraç ediyordu. Türk dizileri böylece telenovelanın kendi sahasında izleyici kazanmayı başardı.
Georgia Üniversitesi'nden Prof. Carolina Acosta-Alzuru, Türk dizileri ile telenovelaları uzun süredir inceleyen akademisyenlerden biri. Acosta-Alzuru'nun dikkat çektiği noktalardan biri iki toplumun duyguları yaşama biçimlerindeki benzerlik. Türkler ve Latin Amerikalılar sevgiyi, öfkeyi, kıskançlığı veya üzüntüyü çoğu zaman saklamayan toplumlar. Bu nedenle melodram her iki kültürde de karşılık bulabiliyor. Aile de bunun merkezinde bulunuyor. Çocukların hayatına karışan anne babalar, birbirinden kopamayan kardeşler, kalabalık aile sofraları, aile onuru, kuşak çatışmaları ve aşk ilişkilerine müdahale eden yakınlar... İstanbul'da geçen bir hikayeyi izleyen Latin Amerikalı seyirci karakterlerin isimlerini veya yaşadıkları şehri yabancı bulsa bile onların davranışlarında kendi çevresinden birilerini görebiliyor.
Fakat yalnızca benzerlik yeterli değil. Türk dizilerinin çekiciliğinin bir başka tarafı da farklılıkları. Arjantin'deki Türk dizisi izleyicileriyle yapılan akademik bir araştırma bu ilişkiyi açıklamak için iç içe geçmiş yakınlıklar kavramını kullanıyor. İzleyici bir taraftan geçmişte izlediği telenovelalara benzeyen yoğun melodramı bulurken diğer taraftan başka bir toplumun gündelik hayatıyla karşılaşıyor. Böylece dizi tamamen yabancı olmadığı gibi tamamen tanıdık da olmuyor. İstanbul manzaraları, Boğaz, konaklar, mahalleler, düğünler, yemekler ve aile gelenekleri hikayeye bir keşif duygusu katıyor. İzleyici tanıdığı duyguları bilmediği bir dünyanın içinde seyrediyor. Belki de Türk dizilerinin en güçlü formülü tam olarak bu: hikaye tanıdık, dünya yabancı.
Türk dizilerinin anlatım biçimi de klasik telenovelaya oldukça uygun. Büyük aşklar hemen sonuçlanmıyor. Karakterler birbirlerine ulaşmak için onlarca engeli aşmak zorunda kalıyor. Bir bakış, bir suskunluk veya söylenmeyen bir cümle dakikalarca gerilim yaratabiliyor. Üstelik Türkiye'de oldukça uzun sürelerle yayınlanan bölümler, uluslararası pazarda yeniden kurgulanarak daha kısa bölümlere ayrılabiliyor. Böylece tek bir Türk dizisi yabancı kanallar için çok sayıda günlük bölüm üretebilecek geniş bir hikaye kaynağına dönüşüyor. Bu yapı, günlük dizi izleme alışkanlığının güçlü olduğu Latin Amerika televizyon sistemine de kolayca uyum sağlıyor.
Türk dizilerinin etkisi yalnızca reytinglerle sınırlı değil. Akademik çalışmalar bu yapımları kültürel diplomasi ve yumuşak güç açısından da inceliyor. Çünkü milyonlarca insan Türkiye'ye hiç gelmeden İstanbul sokaklarını, Türk yemeklerini, düğünlerini, evlerini ve gündelik yaşamını diziler aracılığıyla görüyor. Türkiye hakkındaki ilk izlenim bazen bir haberden veya tarih kitabından değil, izlenen bir aşk hikayesinden doğuyor. Türk dizilerinin Latin Amerika macerasının en şaşırtıcı tarafı bu. Coğrafi uzaklık her zaman kültürel uzaklık anlamına gelmiyor. İstanbul'daki bir aile kavgası Santiago'daki bir izleyiciye, imkansız bir aşk Buenos Aires'teki bir seyirciye hiç de yabancı gelmeyebiliyor. Çünkü ekranın karşısındaki insan için karakterin hangi dili konuştuğundan önce başka bir şey önem kazanıyor: Hissettiği şey bana tanıdık geliyor mu? Türk dizileri Latin Amerika'da bu soruya yıllardır güçlü bir şekilde evet cevabı veriyor.