Türk televizyon tarihinde bazı karakterler dizinin başrolünde değildir ama zamanla başroller kadar hatırlanır. Geniş Aile dizisinin Ulvi’si de tam olarak böyle bir karakterdi. Bülent Çolak’ın canlandırdığı Ulvi, ilk bakışta Cevahir’in peşinden ayrılmayan, söyleneni çoğu zaman yanlış anlayan, saf ve tuhaf bir mahalle karakteri gibi görünüyordu. Fakat karakterin asıl gücü, bu basit görüntünün altında kurulan kendine özgü mizah dilindeydi. Ulvi yalnızca komik sözler söyleyen bir yan karakter olmadı, konuşma biçimi, mimikleri, Cevahir’le ilişkisi ve olayları bambaşka bir mantıkla yorumlamasıyla Geniş Aile’nin mizah kimliğinin temel parçalarından birine dönüştü.
2009 yılında yayımlanmaya başlayan Geniş Aile, İstanbul’un mahalle kültürünü absürt komediyle birleştiren yapısıyla kısa sürede geniş bir izleyici kitlesine ulaştı. Dizinin merkezinde Ufuk Özkan’ın canlandırdığı Cevahir bulunuyordu. Cevahir’in yanında ise çoğu zaman Ulvi vardı. Bu ikilinin ilişkisi klasik anlamda iki eşit arkadaşın ilişkisinden biraz farklıydı. Cevahir plan yapan, kendisini olayların hakimi zanneden taraftı, Ulvi ise bu planların içinde çoğu zaman ne olduğunu tam anlamadan yer alan kişiydi. Fakat işin komik tarafı, Cevahir’in büyük bir özgüvenle hazırladığı planların zaten pek sağlam olmamasıydı. Ulvi’nin yanlış anlamaları da eklenince en sıradan mesele bile kısa sürede büyük bir karmaşaya dönüşebiliyordu.
Ulvi’nin komedisinin önemli taraflarından biri kelimelerle kurduğu sıra dışı ilişkiydi. Söylenen bir cümleyi beklenmedik biçimde yorumlayabilir, deyimleri veya günlük ifadeleri farklı anlamlara çekebilir ve konuşmanın bütün yönünü değiştirebilirdi. Seyirci çoğu zaman Ulvi’nin vereceği cevabın mantıksız olacağını tahmin ederdi ama tam olarak nasıl bir mantıksızlıkla karşılaşacağını bilemezdi. Karakteri eğlenceli yapan noktalardan biri buydu. Mizah yalnızca yazılan replikten değil, Bülent Çolak’ın o repliği söylemeden önceki bakışından, beklemesinden, ses tonundan ve yüz ifadesinden de doğuyordu.
Bülent Çolak’ın performansı karakterin hafızalara yerleşmesinde belirleyici oldu. Ulvi’nin saf görünüşünü abartılı bir karikatüre dönüştürmek kolay olabilirdi. Bunun yerine karaktere kendine ait bir ritim kazandırıldı. Ulvi bazen konuşmadan yalnızca Cevahir’e bakarak bile sahnenin komedi merkezine dönüşebiliyordu. Özellikle Cevahir’in sinirlendiği anlarda Ulvi’nin meseleyi hala anlamamış gibi duran ifadesi, ikili arasındaki kontrastı daha da güçlendiriyordu. Cevahir ne kadar hızlı düşünüp konuşmaya çalışıyorsa Ulvi'nin dünyası o kadar farklı bir hızda ilerliyordu.
Fakat Ulvi’yi yalnızca saf arkadaş olarak tanımlamak karakteri eksik bırakır. Çünkü onun en belirgin özelliklerinden biri sadakatiydi. Cevahir’in başına ne gelirse gelsin Ulvi genellikle onun yanındaydı. Planın mantıklı olup olmadığı, işlerin sonunda başlarına ne geleceği veya Cevahir’in kendisini nasıl bir belaya sürüklediği çoğu zaman ikinci plandaydı. Bu nedenle ikili arasındaki ilişki zamanla yalnızca komedi üretmek için kullanılan bir ortaklıktan çıkarak dizinin en tanınan dostluklarından birine dönüştü.
Ulvi aynı zamanda Geniş Aile’nin mahalle dünyasına çok uygun bir karakterdi. Türk televizyon komedilerinde mahalle, yalnızca olayların geçtiği bir mekan değildir. Bakkalı, kahvehanesi, sokakta karşılaşılan insanlar, aileler ve herkesin birbirinin hayatını bildiği sosyal yapısıyla başlı başına bir karakter gibidir. Ulvi de bu dünyanın doğal bir parçasıydı. Onu takım elbiseli, kusursuz konuşan veya her problemi çözen klasik bir televizyon kahramanı olarak düşünmek mümkün değildi. Ulvi’nin cazibesi zaten kusurlarından, tuhaflıklarından ve sıradanlığından geliyordu.
Karakterin ilginç taraflarından biri de zaman zaman seyircinin beklentisini tersine çevirmesiydi. Herkes ondan yanlış bir cevap beklerken beklenmedik biçimde doğru bir noktaya değinebilir veya karmaşık görünen bir meseleyi son derece basit bir mantıkla değerlendirebilirdi. Böyle anlarda ortaya başka bir komedi çıkıyordu. Olayı çözmeye çalışan herkes meseleyi karmaşıklaştırırken, grubun en saf görünen insanı istemeden de olsa gerçeğe yaklaşabiliyordu.
Ulvi ile Cevahir arasındaki uyumun bu kadar güçlü olmasının nedenlerinden biri de karakterlerin birbirlerini tamamlamasıydı. Cevahir’in özgüveninin karşısında Ulvi’nin saflığı, Cevahir’in uzun açıklamalarının karşısında Ulvi’nin beklenmedik cevapları vardı. Biri olmadan diğerinin mizahı aynı etkiyi yaratmayabilirdi. Türk televizyonunda komedi ikililerinin önemli bir geleneği vardır ve Cevahir-Ulvi ikilisi de 2000’lerin sonu ile 2010’ların başındaki televizyon komedisinin akılda kalan örneklerinden biri oldu.
Ulvi karakterinin yıllar sonra bile hatırlanmasında internet kültürünün de önemli payı var. Geniş Aile’nin sahneleri, replikleri ve karakterleri dizinin yayın döneminin ardından sosyal medyada yaşamaya devam etti. Yeni izleyiciler diziyi tekrar bölümleri ve kısa videolar üzerinden keşfederken Ulvi’nin mimikleri ve diyalogları bağlamından çıkarılıp günlük hayattaki durumlara uyarlanabilecek bir mizah malzemesine dönüştü. Böylece karakter yalnızca diziyi yayınlandığı yıllarda izleyen kuşağın hafızasında kalmadı.
Türk dizileri yüzlerce yan karakter üretti, bazıları birkaç sezon çok sevildi ve ardından unutuldu. Ulvi ise kendine özgü konuşma biçimi, mimikleri, sadakati ve Cevahir’le kurduğu kimyayla dizinin sınırlarını aşmayı başardı. İnsanlar yıllar sonra Geniş Aile denildiğinde yalnızca hikayeyi değil, karakterlerin nasıl konuştuğunu ve birbirlerine nasıl baktığını da hatırlıyor.
Ulvi hiçbir zaman mahallenin en akıllısı, en güçlüsü veya en karizmatik adamı olmadı. Zaten unutulmamasının nedeni de bunların hiçbiri değildi. O, kendisine anlatılan dünyayı kendine özgü bir mantıkla anlamaya çalışan, Cevahir’in peşinden beladan belaya sürüklenen ve bütün karmaşanın ortasında farkında olmadan komedinin merkezine yerleşen adamdı. Geniş Aile’de Cevahir hikayeyi hareket ettiriyorsa, Ulvi çoğu zaman o hikayeyi unutulmaz hale getiriyordu.