Eski Mısır mitolojisinin en karanlık hikâyelerinden biri bir tanrının ölümüyle değil, bedeninin yok edilmesiyle başlar. Osiris, ölüm ve yeniden doğuşla ilişkilendirilen en önemli Mısır tanrılarından biriydi. Eşi İsis, kardeşi Seth, kız kardeşi Nephthys ve daha sonra oğlu Horus ile birlikte Mısır inanç dünyasının merkezindeki büyük anlatının kahramanına dönüştü. Mitin zaman içinde farklı biçimleri ortaya çıktığı için bütün ayrıntıları tek bir eski Mısır metninde bulmak mümkün değildir. Ancak anlatının merkezinde değişmeyen büyük çatışma vardır: Osiris öldürülür, İsis onu geri getirmeye çalışır ve ölümün karşısına yeniden doğuş fikri çıkar. Osiris bu nedenle yalnızca ölen bir tanrı değil, ölümün mutlak bir son olmayabileceğinin simgesi hâline gelir. British Museum’un da belirttiği gibi Osiris, ölümden sonraki dünyanın ve aynı zamanda yeni yaşamın tanrısı olarak görülüyordu.
Hikayenin en ürpertici bölümü Osiris’in kardeşi Seth’in onun bedenini parçalamasıyla başlar. Fakat burada önemli bir ayrıntı vardır: Bugün internette sıkça anlatılan Seth Osiris’i 14 parçaya böldü biçimindeki kesin sayı, bütün Mısır kaynaklarının ortak anlatısı değildir; mitin farklı dönemlerde farklı versiyonları oluşmuştur. Osiris’in bedeninin parçalanıp Mısır’ın çeşitli yerlerine dağıtıldığı anlatısı özellikle sonraki aktarımlarda ayrıntılı hale gelir. Seth’in yaptığı şey sembolik açıdan yalnızca kardeşini öldürmek değildir, Osiris’in bedeninin bütünlüğünü de ortadan kaldırmaktır. İşte İsis’in hikayedeki rolü tam burada değişir. Artık kaybettiği eşinin yasını tutan bir tanrıça değil, parçalanmış olanı yeniden bütün hâle getirmeye çalışan bir güçtür. Yanında Nephthys ile birlikte Osiris’i arar; bedenin parçalarını toplar, korur ve yeniden bir araya getirir.
Fakat efsanenin en tuhaf ayrıntısı, Osiris’in bütün parçalarının bulunamamasıdır. Geç dönem anlatımlarının en meşhurlarında Osiris’in erkeklik organının Nil’deki balıklar tarafından yenildiği söylenir. İsis kayıp parçanın yerine yenisini oluşturur ve Osiris’in bedenini yeniden tamamlamaya çalışır. Ardından Osiris kısa süreliğine yaşam gücüne kavuşur ve İsis ondan Horus’a gebe kalır. Böylece mit ölümün ortasına yeni bir hayat yerleştirir. Öldürülen babanın ardından bir oğul doğacaktır. Horus büyüdüğünde Seth’e karşı mücadele edecek ve babasının kaybettiği düzeni yeniden kurmaya çalışacaktır. Bu yüzden Osiris miti yalnızca korkunç bir aile cinayeti değildir, parçalanma ve bütünleşme, ölüm ve doğum, kaos ve düzen birbirinin ardından gelen bir döngü hâline gelir.
İsis’in Osiris’i yeniden birleştirmesi, Mısır’ın ölüm anlayışını kavramak açısından özellikle önemlidir. Eski Mısırlılar için ölümden sonra varlığın devam edebilmesi bedenin korunmasıyla yakından ilişkiliydi ve Osiris çevresinde gelişen inançlar cenaze ritüellerinin güçlü sembolik kaynaklarından biri haline geldi. Mumyalanmış biçimde tasvir edilen Osiris’in kendisi adeta ölümden sonraki dönüşümün modeli oldu. British Museum’daki bazı tabutlarda bulunan metin ve tasvirlerde Osiris mitinin tanrılarına ölen kişinin bedenini güçlendirmeleri, korumaları ve yeniden doğuşunu sağlamaları için başvurulduğu görülür. Hatta ölümden sonra kişinin bir anlamda Osiris’le özdeşleştiği düşünülüyordu. Dolayısıyla mumyalama yalnızca cesedin çürümesini engellemek gibi teknik bir işlem değildi, bedenin korunması, ölümün ardından varlığın yeniden kurulabileceğine ilişkin çok daha büyük bir dinsel düşüncenin parçasıydı.
Fakat İsis, Osiris’i eski hayatına gerçekten geri döndürmez. Hikayenin belki de en güçlü tarafı budur. Osiris yaşayanların dünyasına dönüp tahtına yeniden oturmak yerine ölülerin dünyasının hükümdarı olur. Ölüm onu yok etmemiştir fakat onu başka bir varoluş biçimine dönüştürmüştür. Daha sonraki Mısır ölüm inançlarında ölüler Osiris’in huzuruna çıkar; kişinin öteki dünyaya layık olup olmadığına ilişkin büyük yargı sahnelerinin merkezinde yine o bulunur. Böylece öldürülen tanrı sonunda ölümün kendisine hükmeden tanrıya dönüşür. Onu ortadan kaldırmak isteyen Seth’in eylemi ise ironik biçimde Osiris’i çok daha büyük bir dinsel figüre dönüştürür: Yaşayanların kralı olmaktan çıkar, nesiller boyunca ölen insanların ulaşmayı umduğu sonsuz dünyanın hükümdarı hâline gelir.
Osiris’in hikayesini binlerce yıl sonra bile çarpıcı yapan şey belki de tam olarak budur. Eski Mısır insanı ölüm karşısında yalnızca sonra nereye gideceğiz, sorusunu sormadı. Parçalanan bir varlığın yeniden bütün olup olamayacağını da düşündü. Osiris’in bedeni parçalandı, İsis parçaları yeniden bir araya getirdi, Horus doğdu ve kaybolan düzen yeniden kurulmaya çalışıldı. Nil’in taşmasının ardından toprağın yeniden hayat vermesi gibi Osiris de ölüm ve yeniden doğuşla ilişkilendirildi. Bu nedenle onun efsanesinde ölüm, yaşamın karşıtı olmaktan çok bir dönüşüm aşamasına benzer. Belki de Mısır mitolojisinin bize bıraktığı en ürpertici düşünce şudur: Ölümsüzlük, hiç ölmemek anlamına gelmiyorsa, öldükten sonra yeniden tamamlanabilmek anlamına geliyor olabilir mi?