Bir zamanlar evlerde kolay kolay hiçbir şey çöpe atılmazdı. Bozulan radyo tamirciye götürülür, ayakkabının tabanı değiştirilir, sökülen kıyafet dikilir, kırılan sandalyenin ayağı yeniden tutturulurdu. Evlerin çekmecelerinde düğmeler, vidalar, kablolar ve bir gün lazım olur diye saklanan küçük parçalar bulunurdu. Bunun nedeni yalnızca insanların daha tutumlu olması değildi, eşyaların uzun süre kullanılması hayatın doğal bir parçasıydı. Bugün ise bozulan birçok eşya için aklımıza gelen ilk soru; tamir edilir mi değil, yenisini kaça alırım oluyor. Tamir kültürü sessizce hayatımızdan çekilirken onun yerini hızla tüketme kültürü aldı.
Bu değişimin arkasında yalnızca tüketicilerin tercihleri yok. Seri üretim sayesinde pek çok ürün ucuzladı, teknoloji hızla değişti ve bazı cihazların tamiri giderek karmaşıklaştı. Yapıştırılmış parçalar, özel vidalar, bulunması zor yedek parçalar ve tamir ücretinin yeni ürün fiyatına yaklaşması, insanları yenisini almaya yöneltti. Üstelik reklam dünyası artık bize yalnızca bozulanın değil, eskimiş görünenin de değiştirilmesi gerektiğini söylüyor. Çalışan telefon eski model, sağlam koltuk modası geçmiş, giyilebilir durumdaki kıyafet ise birkaç sezon sonra demode olabiliyor. Böylece bir eşyanın gerçek kullanım ömrüyle bizim ona biçtiğimiz ömür birbirinden ayrılıyor.
Oysa sürdürülebilirliğin en güçlü araçlarından biri her zaman yeni ve çevreci ürünler satın almak olmayabilir. Elimizdekinin ömrünü uzatmak da en az geri dönüşüm kadar önemli. Çünkü bir ürünü çöpe attığımızda yalnızca o nesneyi kaybetmiyoruz. Onu üretmek için çıkarılan hammaddeler, kullanılan enerji ve su, fabrikadaki üretim süreci, ambalajı ve kilometrelerce süren taşımacılık da o eşyanın görünmeyen geçmişinin bir parçası. Yeni bir ürün aldığımızda ise bütün bu döngü yeniden başlıyor. Bu nedenle bir ceketi birkaç yıl daha giymek, bir masayı yenilemek veya bozulan küçük bir ev aletini tamir ettirmek düşündüğümüzden daha büyük bir çevresel anlam taşıyabiliyor.
Tam da bu yüzden dünyanın farklı yerlerinde onarım hakkı ve tamir kültürü yeniden gündeme geliyor. İnsanların satın aldıkları elektronik cihazların yedek parçalarına, tamir bilgilerine ve uygun onarım seçeneklerine ulaşabilmesi gerektiği savunuluyor. Bunun yanında Repair Café gibi topluluk hareketlerinde insanlar bozulan küçük ev aletlerini, bisikletlerini, kıyafetlerini veya elektronik cihazlarını getirerek gönüllülerle birlikte onarmaya çalışıyor. Buradaki amaç yalnızca birkaç eşyanın çöpe gitmesini engellemek değil, giderek kaybettiğimiz bir beceriyi yeniden hatırlamak, bir şey bozulduğunda ondan hemen vazgeçmemek.
Tamir etmek geçmişte çoğu zaman ekonomik bir zorunluluktu, gelecekte ise çevresel bir zorunluluğa dönüşebilir. Çünkü dünyanın kaynakları sınırsız değil ve her eskiyen şey gerçekten çöp değildir. Bazen yeni bir şey satın almak yerine eski bir şeyi hayata döndürmek, doğa adına yapılabilecek en modern davranışlardan biridir.