Su yaşamın temelidir. İçeriz, onunla yıkanırız ve vücudumuzun büyük bölümü sudan oluşur. Fakat çok nadir görülen akuajenik ürtiker adlı durumda, suyun ciltle teması dakikalar içinde kaşıntı, yanma, kızarıklık ve kurdeşen benzeri kabarıklıklara yol açabilir. Yağmur, duş veya havuz suyu gibi farklı kaynaklarla temas benzer belirtileri tetikleyebilir.
İşin en şaşırtıcı tarafı, sorunun yalnızca dışarıdan gelen suyla sınırlı olmamasıdır. Ter ve gözyaşı da cilt üzerinde belirtileri tetikleyebilir. Bu nedenle kişi sıcak havada terlediğinde veya ağladığında kendi vücudunun ürettiği sıvının temas ettiği bölgelerde rahatsızlık yaşayabilir. Ancak burada kendi gözyaşındaki suya bağışıklık sistemi alerji geliştiriyor demek fazla basitleştirici olur. Çünkü akuajenik ürtikerin nasıl ortaya çıktığı henüz tam olarak açıklanmış değildir. Üstelik klasik alerjilerde olduğu gibi belirli bir alerjene karşı gelişen tipik bir reaksiyon olduğu da kesin değildir. Araştırmacılar suyun ciltteki bazı maddelerle etkileşime girerek histamin salınımını ve ürtiker oluşumunu tetikleyebileceği gibi çeşitli mekanizmalar üzerinde duruyor.
İlginç biçimde kişi çoğunlukla su içebilir. Çünkü rahatsızlığın temel problemi suyun sindirim sistemine girmesinden ziyade cilt yüzeyiyle temasından sonra ortaya çıkan reaksiyondur. Bu yüzden suya alerjisi olan insan nasıl hayatta kalıyor, sorusunun cevabı da burada gizlidir. Vücudun içindeki su kişiyi sürekli hasta etmez. Tanı genellikle dermatoloji veya alerji uzmanları tarafından kişinin öyküsü ve kontrollü su temas testi gibi yöntemlerle konur. Tedavide ise belirtilerin kontrol altına alınması amaçlanır. Antihistaminikler sıklıkla kullanılan seçenekler arasındadır. Bazı vakalarda farklı tedavi yaklaşımları da değerlendirilebilir.
Akuajenik ürtikeri bulunan bir insanın kendi gözyaşı veya teri cildinde reaksiyonu tetikleyebilir. İnsanların hiç düşünmeden dokunduğu bir bardak su, yağmur damlası veya yanağından süzülen bir gözyaşı, bir başkasının günlük yaşamında dikkat etmesi gereken bir şeye dönüşebilir.