Soğuk Savaş'ın en karanlık yıllarında Sovyetler Birliği'nin önünde korkutucu bir soru vardı. Ya düşman ilk nükleer saldırıda ülkenin liderlerini ve nükleer komuta merkezlerini yok ederse. Böyle bir saldırıda Sovyet nükleer silahlarının önemli bir bölümü sağlam kalsa bile, onları kullanacak emir zinciri ortadan kalkabilirdi. Sovyetler bu ihtimale karşı Batı'da Dead Hand, yani Ölü El adıyla ün kazanacak bir sistem geliştirdi. Sovyet ve Rus kaynaklarında sistem daha çok Perimetr adıyla anıldı. Perimetr'in temel amacı ilk saldırıyı başlatmak değildi. Tam tersine, Sovyet komuta yapısının ağır bir nükleer saldırıyla ortadan kaldırılması durumunda bile misilleme emrinin hayatta kalan nükleer birliklere ulaştırılabilmesini sağlamaktı. Sistemin en dikkat çekici parçalarından biri özel komuta roketleriydi. Normal bir nükleer saldırı roketinden farklı olarak bunların temel görevi hedefleri vurmak değil, havadayken geniş bir bölgedeki füze birliklerine saldırı emirlerini iletmekti. Böylece yeraltındaki veya uzak bölgelerdeki birlikler, merkezi komuta merkezleri yok edilmiş olsa bile emir alabilecekti.
Fakat yıllar içinde Dead Hand hakkında çok daha ürkütücü bir anlatı yayıldı. Bu anlatıya göre sistem haberleşmenin kesilmesini, nükleer patlamalara ilişkin çeşitli işaretleri ve ülkenin saldırıya uğradığını gösteren başka verileri değerlendirecek, Sovyet liderliğiyle bağlantı kurulamadığında ise nükleer karşı saldırıyı neredeyse otomatik biçimde başlatacaktı. Gerçek ise bundan daha karmaşıktı. Kamuya açık bilgiler Perimetr'in tamamen kendi başına karar veren ve hiçbir insan müdahalesi olmadan dünyayı nükleer savaşa sürükleyen bağımsız bir kıyamet makinesi olarak düşünülmemesi gerektiğini gösteriyor. Sistemin kriz sırasında yetkili insanlar tarafından devreye alınması ve komuta zincirinin çeşitli aşamalarından geçmesi öngörülüyordu. Ancak sistemin ardındaki fikir bile Soğuk Savaş'ın ne kadar tehlikeli bir noktaya ulaştığını anlatmaya yetiyor: Düşman, Sovyet yönetimini tek saldırıyla ortadan kaldırsa bile karşılığında nükleer saldırıya uğrayacağını bilmeliydi.
Çünkü nükleer caydırıcılığın en karanlık mantığında önemli olan ilk saldırıdan kurtulmak değildi. Saldırıyı yapan tarafa, kendisinin de kurtulamayacağını garanti etmekti. Sovyetler Birliği 1991'de tarihe karıştı. Fakat Perimetr hakkındaki hikaye orada sona ermedi. Rus yetkililerin ve eski askeri görevlilerin yıllar içinde yaptığı çeşitli açıklamalar, sistemin Sovyetler sonrasında da varlığını sürdürdüğüne ilişkin tartışmaları canlı tuttu. Sistemin günümüzdeki tam kapasitesi, çalışma biçimi ve ne ölçüde modernize edildiği ise doğal olarak kamuoyuna açık değil. Bu nedenle Dead Hand hakkındaki bazı ayrıntılar hala sis perdesinin arkasında. Ama bilinen kısmı bile yeterince çarpıcı
İnsanlık, bir dönem nükleer savaşta komuta merkezleri yok edildikten sonra bile misilleme emrinin yaşayabilmesi için özel bir sistem kurdu. Ve belki de Dead Hand'in en rahatsız edici tarafı budur. Bir silahın ateşlenmesi değil… Onu ateşleyecek insanların artık hayatta olmadığı bir dünyada bile emrin yoluna devam edebilmesi ihtimali.