Sabiha Gökçen: Gökyüzüne Açılan Bir Cumhuriyet Hikayesi [ 29 Ağustos 2026 ]


Sabiha Gökçen: Gökyüzüne Açılan Bir Cumhuriyet Hikayesi

Sabiha Gökçen'in yaşamı, yalnızca başarılı bir pilotun biyografisi değildir. Onun hikayesi aynı zamanda Cumhuriyet'in ilk yıllarında kadınların eğitimde, meslek hayatında ve daha önce neredeyse tamamen erkeklere ait kabul edilen alanlarda görünür hale gelmesinin çarpıcı örneklerinden biridir. Henüz uçakların bile toplum için olağanüstü araçlar sayıldığı bir dönemde bir Türk kadınının askeri uçak kullanması, sınırların yalnızca gökyüzünde değil, toplumun zihninde de aşılması anlamına geliyordu.

Sabiha Gökçen, 22 Mart 1913'te Bursa'da dünyaya geldi. Küçük yaşlarda anne ve babasını kaybetti. Hayatının yönünü değiştiren karşılaşma ise 1925 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün Bursa ziyareti sırasında gerçekleşti. Atatürk tarafından evlat edinilen Sabiha, daha sonra Çankaya İlkokulu ve Üsküdar Kız Koleji'nde eğitim gördü. 1934'te Soyadı Kanunu'nun ardından Atatürk ona henüz havacılıkla ilgilenmeye başlamadan Gökçen soyadını verdi. İlginç bir tesadüfle bu soyadı, kısa süre sonra hayatının büyük bölümünü geçireceği gökyüzüyle özdeşleşecekti.

Onun havacılık serüveni 1935'te Türk Hava Kurumu bünyesinde kurulan Türkkuşu ile başladı. Cumhuriyet yönetimi havacılığı geleceğin önemli alanlarından biri olarak görüyor, gençlerin bu alanda yetişmesini hedefliyordu. Sabiha Gökçen burada planör eğitimi aldı ve ardından yedi erkek öğrenciyle birlikte Kırım'daki Koktebel Yüksek Planör Okulu'na gönderildi. Böylece henüz yirmili yaşlarının başındaki genç bir kadın, dönemin Türkiye'sinde son derece sıra dışı sayılabilecek bir mesleğin kapısından içeri girmiş oldu.

1936'da Eskişehir Askeri Hava Okulu'nda özel eğitim almaya başladı. Motorlu uçakların ardından av ve bombardıman uçaklarıyla uçtu ve Eskişehir'deki 1. Tayyare Alayı'nda görev yaptı. Bu eğitim onu yalnızca Türkiye'nin öncü kadın havacılarından biri yapmadı, uluslararası havacılık tarihinde de dikkat çekici bir konuma taşıdı. Guinness Dünya Rekorları, Sabiha Gökçen'i dünyanın ilk kadın savaş pilotu olarak kaydetmektedir.

Gökçen'in askeri kariyerinin tarihsel açıdan en hassas bölümü 1937'deki harekatıdır. Gökçen harekatın hava operasyonlarında bombardıman pilotu olarak görev aldı. Dönemin resmi anlatılarında bu görevleri askeri başarısının önemli bir parçası olarak değerlendirilmiş ve aynı yıl kendisine Türk Hava Kurumu Murassa Madalyası verilmiştir. 1938 yılı ise onun uluslararası ölçekte tanınmasını sağlayan önemli bir başka dönüm noktası oldu. Sabiha Gökçen tek başına gerçekleştirdiği Balkan uçuşuyla çeşitli Balkan ülkelerini ziyaret etti. Bir kadın pilotun 1930'ların koşullarında askeri uçakla gerçekleştirdiği bu yolculuk yalnızca havacılık başarısı değildi. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin modernleşme ve kadınların kamusal hayata katılımı konusunda dış dünyaya verdiği sembolik mesajlardan biri hâline geldi.

Atatürk'ün ölümünden sonra da havacılıktan kopmadı. Türkkuşu'nda başöğretmen olarak görevlendirildi ve 1955'e kadar burada çalışarak yeni pilotların yetişmesine katkıda bulundu. Böylece kariyerinin ikinci bölümünde yalnızca uçan bir pilot değil, bilgisini sonraki kuşaklara aktaran bir eğitmen haline geldi. Hayatı boyunca 22 farklı tipte hafif bombardıman ve akrobasi uçağı kullandı.

Sabiha Gökçen'in uluslararası tanınırlığı ilerleyen yaşlarında da devam etti. 1996'da ABD'deki Maxwell Hava Üssü'nde düzenlenen Gathering of Eagles etkinliğinde dünya havacılık tarihine damga vurmuş 20 havacıdan biri olarak onurlandırıldı ve bu gruptaki ilk kadın oldu. Aynı yıl, 83 yaşındayken Fransız pilot Daniel Acton ile Falcon 2000'e binerek son uçuşunu gerçekleştirdi.

Guinness kayıtlarına göre Gökçen'in uçuş kariyeri yaklaşık 8.000 saate ulaştı ve bunun 32 saati muharebe görevlerinden oluştu. Rakamların ötesinde onu tarihsel açıdan önemli yapan ise başka bir şeydi, 1930'ların dünyasında bir kadının askeri havacılık gibi son derece erkek egemen bir alanda görünür olması. Bu nedenle onun yaşamı, erken Cumhuriyet döneminin kadınlara ilişkin modernleşme idealinin de güçlü sembollerinden biri haline geldi.

Sabiha Gökçen 22 Mart 2001'de, 88 yaşında hayatını kaybetti. Bugün İstanbul'daki Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı onun adını taşıyor. Ancak geride bıraktığı asıl miras bir havalimanının isminden daha büyüktür. Onun yaşamı, Cumhuriyet'in ilk kuşaklarından bir kadının kendisine çizilmiş geleneksel sınırların çok ötesine geçerek dünya havacılık tarihine girebilmesinin hikâyesidir.

Sabiha Gökçen'in hayatına bugünden baktığımızda karşımıza kusursuz ve tartışmasız bir kahramanlık öyküsünden daha karmaşık bir tarih çıkar. Bir tarafta kadınların toplumdaki yerinin değişimini temsil eden öncü bir havacı, diğer tarafta Türkiye tarihinin askeri operasyonlarından birinde görev almış bir savaş pilotu vardır. Onu gerçekten anlamak, bu iki tarihsel gerçeği de görmeyi gerektirir. Çünkü tarihi kişilikleri önemli yapan yalnızca yaptıkları değildir. Yaşadıkları dönemin umutlarını, dönüşümlerini ve çelişkilerini aynı hayatın içinde taşıyabilmeleridir.