Kudüs’ten Roma Tahtına Uzanan Bir İmparator
Roma tarihinin en dikkat çekici hükümdarlarından biri olan Titus Flavius Vespasianus, yalnızca yaklaşık iki yıl Roma İmparatoru olarak hüküm sürmesine rağmen Kudüs’ün düşüşü, İkinci Tapınak’ın yıkılması, Vezüv Yanardağı’nın patlaması, Pompeii ve Herculaneum’un felaketi, Roma’daki büyük yangın ve Kolezyum’un açılması gibi birbirinden büyük tarihsel olayların tam ortasında bulunmuş, bu nedenle kısa hükümdarlığına rağmen adı yaklaşık iki bin yıldır unutulmamış sıra dışı bir Roma imparatorudur. Titus, MS 39 yılında Roma’da doğdu ve ileride Roma İmparatorluğu’nun başına geçecek olan Vespasianus’un oğlu olarak yetişirken askerlik, devlet yönetimi ve dönemin aristokratik eğitim gelenekleri konusunda güçlü bir eğitim aldı ancak gençlik yıllarında ailesinin bir gün Roma tahtını ele geçireceği henüz belli değildi ve onun hayatının yönünü değiştiren gelişmeler, Roma İmparatorluğu’nun siyasi krizlerle sarsıldığı MS 60’lı yılların sonunda ortaya çıktı.
Titus genç yaşta Roma ordusunda görev yaptı, Germania ve Britannia gibi bölgelerde askeri tecrübe kazandı, fakat onu tarihin merkezine taşıyan asıl olay MS 66 yılında Yahudiye’de başlayan büyük isyan oldu. Roma yönetimine karşı başlayan Birinci Yahudi Roma Savaşı’nı bastırmak amacıyla bölgeye gönderilen ordunun başında babası Vespasianus bulunurken Titus da onun yanında önemli bir komutan olarak görev yaptı ancak MS 68 yılında İmparator Nero’nun ölümünün ardından Roma büyük bir siyasi krize sürüklendi ve MS 69 yılı, tarihe Dört İmparator Yılı olarak geçecek kadar şiddetli taht mücadelelerine sahne oldu. Bu mücadelelerin sonunda Vespasianus Roma İmparatoru ilan edilerek Roma’ya dönerken Yahudiye’de devam eden savaşın komutasını Titus’a bıraktı ve böylece Titus’un adını tarihe kazıyacak olan Kudüs kuşatmasının yolu açıldı.
MS 70 yılında Titus komutasındaki Roma lejyonları Kudüs’ü kuşattığında karşılarında yalnızca surlarla çevrili güçlü bir şehir değil Yahudi dini ve kültürel yaşamının merkezlerinden birini buluyordu. Aylar süren kuşatma sırasında şehirde açlık, hastalık ve iç çatışmalar ağırlaşırken Roma ordusu savunma hatlarını aşmayı başardı ve sonunda Kudüs ele geçirildi savaş sırasında Yahudiliğin en kutsal merkezlerinden İkinci Tapınak yıkıldı ve bu olay yalnızca Roma tarihinin askeri zaferlerinden biri olarak değil, Yahudi tarihinin en büyük kırılma noktalarından biri olarak sonraki yüzyılların hafızasına yerleşti. Tapınağın özellikle Titus’un emriyle mi yok edildiği yoksa savaşın kontrolden çıkması sonucunda mı yandığı konusu antik kaynakların farklı anlatımları nedeniyle günümüzde dahi tartışılmaktadır, ancak kesin olarak bilinen şey Kudüs’ün Titus’un kuvvetleri tarafından ele geçirildiği ve Tapınak kompleksinin savaş sırasında yok olduğudur.
Kudüs’ün düşmesinin ardından Roma askerleri şehirden ve Tapınakla ilişkili alanlardan çeşitli ganimetler ele geçirdi ve bunların Roma’ya götürülmesi daha sonra tarihin en ünlü Roma kabartmalarından birinde ölümsüzleştirildi. Bugün Roma’da hala görülebilen Titus Takı’nın iç kısmındaki kabartmada Roma askerlerinin Kudüs’ten getirilen ganimetleri taşıdığı görülürken bunların arasında özellikle yedi kollu büyük Menorah dikkat çeker. Titus’un ölümünden sonra kardeşi Domitianus döneminde yaptırılan bu anıt, Roma açısından askeri zaferin ve imparatorluk gücünün sembolü olarak tasarlanmış olsa da yaklaşık iki bin yıl sonra aynı kabartma Kudüs’ün kaybettiği dünyanın da en güçlü görsel tanıklarından biri haline gelmiştir.
Titus Kudüs zaferinin ardından Roma’ya döndü ve babası Vespasianus ile birlikte görkemli bir zafer törenine katıldı sonraki yıllarda babasının yanında devlet yönetiminde giderek daha fazla sorumluluk üstlendi ve fiilen imparatorluğun gelecekteki hükümdarı konumuna yükseldi. Vespasianus’un MS 79 yılında ölmesi üzerine Titus Roma İmparatoru oldu, fakat onun iktidara gelişi Roma aristokrasisinin bazı kesimlerinde endişeyle karşılandı, çünkü askeri geçmişi, siyasi gücü kullanma biçimi ve önceki yıllardaki sert görüntüsü nedeniyle otoriter bir hükümdara dönüşebileceğinden korkuluyordu. Buna rağmen antik Roma kaynaklarının önemli bir bölümü Titus’un imparator olduktan sonra daha uzlaştırıcı bir yönetim sergilediğini ve halkın sevgisini kazanmaya çalıştığını aktarır.
Fakat Titus’un imparatorluğunun daha ilk yılında Roma dünyasının en unutulmaz doğal felaketlerinden biri meydana geldi. MS 79 yılında Vezüv Yanardağı patladı ve Napoli Körfezi çevresindeki geniş bir bölgeyi volkanik kül, taş ve son derece sıcak volkanik akıntılar kapladı özellikle Pompeii ve Herculaneum büyük ölçüde yok olurken çok sayıda insan hayatını kaybetti. Yüzyıllar sonra yeniden keşfedilen Pompeii’nin sokakları, evleri, dükkanları, duvar yazıları ve gündelik yaşamın sayısız izi sayesinde Vezüv’ün yok ettiği şehir aynı zamanda Roma dünyasını anlamamızı sağlayan benzersiz bir arkeolojik zaman kapsülüne dönüştü. Titus felaketin ardından bölgeye yardım sağlanması ve yeniden yapılanma çalışmalarının yürütülmesi için girişimlerde bulundu, ancak imparatorluğun karşılaştığı felaketler bununla sona ermedi ve MS 80 yılında Roma’da meydana gelen büyük yangın şehrin önemli bölümlerinde ciddi hasara neden oldu.
Titus döneminin bugün bile gözümüzün önünde duran en büyük miraslarından biri ise Flavius Amfitiyatrosu, yani Kolezyum’dur. Yapının inşasına babası Vespasianus döneminde başlanmış, ancak büyük açılış Titus döneminde gerçekleştirilmiş ve antik kaynaklara göre açılış kutlamaları yaklaşık yüz gün süren gösterilerle kutlanmıştır. Gladyatör mücadeleleri, vahşi hayvan gösterileri ve farklı eğlencelerin düzenlendiği Kolezyum yalnızca devasa bir gösteri alanı değildi aynı zamanda Flavius Hanedanı’nın Roma halkına ve bütün imparatorluğa verdiği siyasi mesajın taş ve mermerden yapılmış dev bir sembolüydü. Özellikle Nero’nun görkemli özel saray kompleksinin bulunduğu bölgenin bir bölümünün halka açık büyük bir yapıya dönüştürülmesi, yeni hanedanın kendisini önceki yönetimden ayırmasının güçlü bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Titus’un hükümdarlığı bütün bu büyük olaylara rağmen şaşırtıcı derecede kısa sürdü ve MS 81 yılında henüz 41 yaşındayken hastalanarak öldü. Ölümünün ardından kardeşi Domitianus Roma tahtına geçti. Antik dönemden itibaren Titus’un ölümü hakkında çeşitli söylentiler ortaya çıkmış ve bazı anlatılarda Domitianus’un kardeşinin ölümünde rolü olabileceği ileri sürülmüş olsa da bu iddiaları kesin biçimde doğrulayabilecek tarihsel kanıt bulunmamaktadır bu nedenle Titus’un ölümü etrafında oluşan karanlık hikayeleri tarihsel gerçeklerden ziyade Roma siyasetinin ürettiği söylentilerle birlikte değerlendirmek gerekir.
Titus’un hayatını olağanüstü yapan nokta, yalnızca yaklaşık iki yıllık imparatorluğuna rağmen insanlık tarihinin birbirinden tamamen farklı büyük olaylarının onun adı etrafında birleşmesidir. Kudüs’ün düşüşü ve İkinci Tapınak’ın yıkılması onun askeri geçmişini, Vezüv’ün patlaması ve Pompeii’nin yok oluşu hükümdarlığının karşı karşıya kaldığı büyük felaketleri, Kolezyum’un açılması ise Roma’nın gücünü ve görkemini temsil eder. Roma dünyasında başarılı bir general ve kısa süre hüküm sürmüş popüler bir imparator olarak hatırlanan Titus, Yahudi tarihsel hafızasında ise Kudüs’ün düşüşü ve Tapınağın yok oluşuyla ayrılmaz biçimde bağlantılı çok daha farklı bir anlam taşır.
Belki de Titus’un hikayesindeki en etkileyici tarihsel ironi, Roma’nın onun Kudüs üzerindeki zaferini sonsuza kadar yaşatmak amacıyla diktiği Titus Takı’nda saklıdır çünkü Roma askerlerinin Menorah’ı taşıdığı o taş kabartma başlangıçta imparatorluğun zaferini göstermek için yapılmış olsa da bugün aynı taşlar yalnızca kazananların gücünü değil, kaybedilen bir şehri, yıkılan bir kutsal merkezi ve yaklaşık iki bin yıl boyunca unutulmayan tarihsel bir kırılmayı da anlatmaya devam etmektedir.