Denizciler Haberleri Olmadan Deneylerin Parçası Mı Oldu?
Soğuk Savaş'ın en karanlık taraflarından biri yalnızca casuslar, nükleer silahlar ve gizli üslerden oluşmuyordu görünmeyen bir başka savaş daha vardı ve bu savaşın merkezinde, düşmanın kimyasal ya da biyolojik bir saldırı gerçekleştirmesi durumunda Amerikan ordusunun buna nasıl dayanacağını anlamaya çalışan son derece gizli deneyler bulunuyordu. Project SHAD, yani Shipboard Hazard and Defense, bu çalışmaların denizde gerçekleştirilen bölümünün adıydı ve bugün artık bunun yalnızca bir komplo teorisi olmadığını, ABD hükümetinin kendi kurumları tarafından yayımlanan belgeler sayesinde biliyoruz. Hikayenin başlangıcı 1960'ların başına, ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki gerilimin dünyanın neredeyse her köşesine yayıldığı bir döneme uzanıyor. ABD Savunma Bakanlığı tarafından yürütülen daha geniş kapsamlı Project 112 programı altında, kimyasal ve biyolojik savaş koşullarının Amerikan kuvvetleri üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla kara ve deniz testleri planlandı denizde gerçekleştirilen SHAD testlerinin temel sorusu ise ürkütücü derecede basitti. Bir düşman savaş gemisine kimyasal veya biyolojik ajanlarla saldırırsa, bu maddeler geminin içine ne kadar kolay girebilir ve mürettebat kendisini nasıl koruyabilir?
Bu nedenle gemiler sıradan bir laboratuvar gibi değil, gerçek savaş koşullarını taklit eden devasa deney platformları olarak kullanıldı Amaç yalnızca bir maddenin açık güvertede nasıl dağıldığını görmek değildi havalandırma sistemlerinden kapalı bölmelere girip girmediği, geminin farklı bölümlerine ne kadar hızlı ulaşabileceği, tespit sistemlerinin tehdidi ne kadar erken fark edebileceği ve mürettebatın saldırı sonrasında savaş görevine devam edip edemeyeceği de araştırılıyordu. Örneğin High Low adlı testin amaçlarından biri, sarin sinir ajanını temsil eden bir simülantın dört farklı tipte donanma gemisine ne ölçüde nüfuz edebildiğini incelemekti. Fakat Project SHAD'ı bugün hâlâ tartışmalı yapan asıl mesele testlerin varlığı değil, bu testlerde görev yapan insanların ne kadar bilgi sahibi olduğudur. Yaklaşık 6.000 Amerikan askeri personelinin Project 112 ve SHAD çalışmalarına dahil olduğu, bunların büyük bölümünün Deniz Kuvvetleri ve Kara Kuvvetleri mensuplarından oluştuğu bugün ABD Gaziler Bakanlığı tarafından açıkça belirtiliyor. Program onlarca yıl boyunca gizli tutulduğu için, testlerin ayrıntılarının gaziler ve sağlık kurumları tarafından öğrenilmesi çok daha sonra gerçekleşti Savunma Bakanlığı, Gaziler Bakanlığı'nın talebi üzerine ancak 2000 yılında ilgili bilgileri gizlilikten çıkarmaya ve paylaşmaya başladı.
İşte hikayenin rahatsız edici bölümü burada başlıyor. Çünkü testlerde yalnızca zararsız maddeler kullanılmadı. Savunma Bakanlığı ve VA'nın bugün yayımladığı bilgilere göre Project 112 kapsamında Coxiella burnetii, Francisella tularensis ve Staphylococcal Enterotoxin B gibi biyolojik savaş ajanlarının yanı sıra sarin, VX, tabun ve soman gibi sinir ajanları da kullanıldı farklı deneylerde ise gerçek ajanların davranışlarını taklit etmek amacıyla çeşitli simülantlardan yararlanıldı. Dolayısıyla internette bazen anlatıldığı gibi bütün gemilerin mürettebatına doğrudan ölümcül gaz sıkıldı demek doğru değildir, fakat programın yalnızca zararsız duman deneylerinden ibaret olduğunu söylemek de belgelerle uyuşmaz. Deneylerin isimleri ise sanki Soğuk Savaş döneminde yazılmış karanlık bir casus romanından çıkmış gibidir. Autumn Gold, Eager Bell, Flower Drum, Shady Grove, Copper Head, Big Tom, Fearless Johnny, Purple Sage ve Scarlet Sage. Bunların her biri farklı tarihlerde, farklı gemilerde veya bölgelerde ve farklı maddeler kullanılarak gerçekleştirilen testlerin kod adlarıydı. Savunma Bakanlığının yayımladığı kayıtlara göre Deseret Test Center 1962 ile 1973 arasında 134 kimyasal ve biyolojik savaş testi planladı bunların 84'ü gerçekleştirilmedi, 50'sinin ise gerçekten yapıldığı doğrulandı.
Örneğin Eager Bell ve Autumn Gold 1963 yılında Pasifik'te gerçekleştirildi. Copper Head 1965'te Kanada'nın Newfoundland açıklarında yapıldı Fearless Johnny aynı yıl Oahu'nun güneybatısındaki Pasifik sularında gerçekleştirildi ve kayıtlarda VX sinir ajanı ile ilişkili bir test olarak yer aldı. Scarlet Sage ise 1966'da San Diego açıklarında gerçekleştirildi. Böylece Pasifik'in ve Atlantik'in bazı bölgeleri, görünürde rutin askerî faaliyetlerin sürdüğü fakat perde arkasında kimyasal ve biyolojik savunmanın sınırlarının ölçüldüğü devasa açık hava laboratuvarlarına dönüşmüştü. Ancak yıllar geçtikçe başka bir soru büyümeye başladı. Bu gemilerde bulunan herkes gerçekten neyin içinde olduğunu biliyor muydu. Programın gizli yapısı nedeniyle birçok katılımcı yıllar boyunca maruz kalmış olabileceği maddeler hakkında ayrıntılı bilgiye erişemedi. 2002 yılında VA, SHAD testlerinde yer aldığı belirlenen gazilerle iletişime geçmeye başladığını açıkladı ve o dönemde yaklaşık 4.300 katılımcının kimliğinin belirlenmiş olduğunu bildirdi. Aynı açıklamada testlere ilişkin bilgilerin uzun süre gizli kaldığı ve Savunma Bakanlığının tıbbi açıdan önemli bilgileri aşamalı olarak gizlilikten çıkardığı belirtiliyordu. Bu durum özellikle sağlık tartışmalarını alevlendirdi, çünkü bir insan onlarca yıl sonra geçmişte görev yaptığı gemide hangi maddenin kullanıldığını öğrenirse, yıllardır yaşadığı bir sağlık probleminin o deneyle bağlantılı olup olmadığını doğal olarak sorgulayacaktır Nitekim 2002'de VA, Project SHAD katılımcılarının olası uzun vadeli sağlık etkilerini araştırmak amacıyla Institute of Medicine ile üç yıllık bir çalışma yapılacağını duyurdu.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Project SHAD'ın varlığı ve kimyasal biyolojik savaş testlerinin gerçekleştirilmiş olması belgelenmiş gerçeklerdir, fakat bu testlerin katılımcılarda belirli uzun vadeli hastalıklara yol açtığı konusu aynı kesinlikte değildir. VA'nın güncel açıklamasına göre Project SHAD'a katılım ile belirli uzun dönem sağlık sorunları arasında bugün için açık ve kesin bir bağlantı gösteren kanıt bulunmamaktadır. Savunma Bakanlığının araştırması da testler sırasında maruziyet nedeniyle meydana geldiği doğrulanmış bir ölüm tespit etmediğini belirtiyor.
Buna rağmen konu tamamen kapanmış değildir. ABD Gaziler Bakanlığı bugün bile Project 112 veya Project SHAD testlerine katılan ve sağlık sorunlarının bu testlerden kaynaklandığını düşünen gazilerin belirli koşullarda tazminat başvurusunda bulunabileceğini belirtiyor yani onlarca yıl önce gizlilik damgası altında yürütülen programın bürokratik ve insani yankıları hala devam ediyor. Project SHAD'ı diğer birçok komplo hikayesinden ayıran nokta tam olarak burada ortaya çıkıyor. Bu hikâyede gizli askeri programın varlığını kanıtlamak için söylentilere, anonim tanıklara veya kaynağı belirsiz belgelere ihtiyaç yok program gerçekten vardı, testler gerçekten gerçekleştirildi savaş gemileri gerçekten kullanıldı ve bilgiler gerçekten onlarca yıl gizli kaldı. ABD Kongresi'nin denetim kurumu GAO da 2004 yılında Savunma Bakanlığının Project 112 kapsamındaki testleri ve potansiyel olarak maruz kalan personeli belirleme çalışmalarını incelemiş kayıtların ve katılımcı bilgilerinin toplanmasına devam edilmesi gerektiğini bildirmişti.
Asıl tartışma başka bir yerde yatıyor. Bir devlet, ulusal güvenlik gerekçesiyle kendi askerlerini ne ölçüde bilinmezliğin içinde tutabilir bir asker emri yerine getirirken içinde bulunduğu operasyonun gerçek niteliğini bilmiyorsa gerçekten bilinçli bir katılımcı sayılabilir mi ve gizlilik sona erdiğinde onlarca yıl önce verilmesi gereken bir bilgi artık ne kadar işe yarar. Belki de Project SHAD'ın en çarpıcı tarafı hikayenin merkezinde gizemli bir UFO'nun, kayıp bir belgenin ya da yeraltındaki bilinmeyen bir üssün bulunmamasıdır. Merkezde yalnızca bir savaş gemisi, görünmeyen bir madde ve kendilerine söylenenden daha büyük bir deneyin içinde bulunmuş olabilecek denizciler vardır. Ve bazen gerçek tarih, komplo teorilerinden çok daha rahatsız edici olabilir.