Grönland'ın kilometreler boyunca uzanan beyazlığına bakıldığında, buz tabakasının altında Soğuk Savaş'ın en sıra dışı askeri projelerinden birinin izlerinin bulunduğunu düşünmek kolay değildir fakat 1950'lerin sonlarında Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği ile yaşanabilecek nükleer savaşın geleceğini yalnızca bombardıman uçaklarında, denizaltılarda veya kıtalararası füzelerde değil Grönland'ın devasa buz örtüsünün altında aramaya başlamıştı ve bu düşüncenin en iddialı biçimi Project Iceworm adı verilen gizli plan olacaktı. Hikayenin görünen yüzünde Camp Century bulunuyordu. ABD Ordusu tarafından 1959'dan itibaren Grönland buz tabakasının içerisinde inşa edilen bu tesis, kamuoyuna büyük ölçüde kutup koşullarında bilimsel araştırmaların ve yeni inşaat tekniklerinin denenebileceği bir merkez olarak tanıtılıyordu. Buzun içerisine uzun tüneller açılmış, yaşam alanları, laboratuvarlar, mutfak, hastane ve çeşitli teknik bölümler kurulmuş, hatta tesisin elektrik ve ısı ihtiyacının önemli bölümünü karşılamak amacıyla taşınabilir bir nükleer reaktör kullanılmıştı.
Ancak Camp Century aynı zamanda çok daha büyük bir askeri düşüncenin uygulanabilirliğini anlamak için değerli bir deney alanıydı. Bu düşüncenin adı Project Iceworm idi. Amerikan askeri planlamacıları, Grönland buz tabakasının altında binlerce kilometre boyunca uzanan devasa bir tünel sistemi oluşturmayı ve bu ağ içerisinde yüzlerce balistik füzenin konuşlandırılabileceği pozisyonlar meydana getirmeyi değerlendirmişti. Tasarımın temel avantajlarından biri hareketlilik ve belirsizlik olacaktı füzelerin konumlarının geniş bir yeraltı ağı içerisinde değiştirilebilmesi Sovyetler Birliği'nin bunların kesin yerlerini tespit ederek tek saldırıyla yok etmesini son derece zorlaştıracaktı.
Plan kağıt üzerinde olağanüstü büyüktü. Yaklaşık 4.000 kilometrelik tünel ağı, binlerce personel ve yüzlerce füze konuşlandırma noktası gibi ölçeklerden söz ediliyordu. Grönland böylece haritada sessiz ve ıssız görünen bir buz kütlesi olmaktan çıkarak Sovyetler Birliği'ne yönelik Amerikan nükleer caydırıcılığının devasa bir ileri mevzisine dönüşebilirdi. Fakat mühendislerin karşısında beklenmedik bir düşman vardı buzun kendisi. Grönland buz tabakası ilk bakışta devasa ve hareketsiz bir kara parçası gibi görünse de gerçekte sürekli hareket eden, basınç altında şekil değiştiren dinamik bir yapıdır. Camp Century'deki tüneller zaman içerisinde deformasyona uğramaya, duvarlar ve tavanlar içeri doğru hareket etmeye başladı buzun sürekli akışı nedeniyle yapıların uzun yıllar boyunca güvenli biçimde korunmasının düşünüldüğünden çok daha zor olduğu ortaya çıktı.
Project Iceworm böylece hiçbir zaman tasarlanan devasa füze sistemine dönüşmedi. Camp Century de birkaç yıllık kullanımın ardından terk edildi ve 1967'de kapatıldı. Tesiste kullanılan nükleer reaktör daha önce sökülerek bölgeden çıkarılmıştı dolayısıyla bugün buzun altında çalışan veya terk edilmiş bir Amerikan nükleer reaktörü bulunduğu düşüncesi doğru değildir. Fakat asıl hikaye üssün kapatılmasıyla sona ermedi. Camp Century terk edilirken tesisin bazı yapıları ve atıkları buz içerisinde bırakıldı. O dönemde yaygın düşünce, sürekli yağan karın bunları giderek daha derine gömeceği ve buz tabakasının altında kalıcı biçimde hapsedeceğiydi. Başka bir ifadeyle buz, devasa doğal bir mezar gibi görülüyordu.
On yıllar sonra iklim bilimciler bu varsayımın sonsuza kadar geçerli olmayabileceğini fark etti. 2016 yılında yayımlanan dikkat çekici bir bilimsel çalışma, Grönland'daki iklim değişikliği ve buz kaybının devam etmesi halinde Camp Century bölgesinde gelecekte yüzeysel erimenin kar birikimini aşabileceğini ortaya koydu. Böyle bir durumda onlarca yıldır buzun altında gömülü bulunan tesis kalıntıları ve bazı kirleticiler çok uzun vadede yeniden çevreyle temas edebilir. Araştırmacıların tahminlerine göre Camp Century'nin altında yüz binlerce litre dizel yakıt kalıntısı, atık su ve çeşitli kimyasal maddeler bulunuyor olabilir. Çalışmada ayrıca dönemin yapı malzemelerinde kullanılan PCB gibi kalıcı kirleticilerin varlığına dikkat çekildi. Nükleer reaktörün kendisi bölgeden çıkarılmış olsa da faaliyetlerinden kaynaklanan düşük seviyeli radyoaktif atıkların da geride bırakıldığı belirtiliyor.
Burada önemli bir ayrıntı vardır. Bu maddelerin bugün aniden buzdan dışarı çıktığını veya Camp Century'nin şimdiden tamamen açığa çıktığını söylemek doğru değildir. Bilim insanlarının üzerinde durduğu mesele, gelecek on yıllar ve daha uzun zaman ölçeklerinde iklim koşullarının değişmesi halinde buzun artık eski mühendislerin varsaydığı kalıcı koruyucu örtü görevini yerine getiremeyebileceğidir. Bu durum Project Iceworm hikayesine tuhaf bir tarihsel ironi ekliyor. Soğuk Savaş mühendisleri buzun altında saklanabilecek bir askeri sistem tasarlarken, buz tabakasını neredeyse değişmez bir coğrafya olarak değerlendirmişti fakat onlarca yıl sonra değişen iklim koşulları, geçmişte güvenli biçimde gömüldüğü düşünülen şeylerin gelecekte yeniden gündeme gelebileceğini gösterdi.
Üstelik mesele yalnızca çevresel değildir. Camp Century'nin bulunduğu Grönland, Danimarka Krallığı içerisinde geniş özerkliğe sahip bir bölgedir ve geçmişte bırakılan askeri atıkların gelecekte temizlenmesi gerekirse bunun sorumluluğunun kime ait olacağı, ABD Danimarka ve Grönland arasında siyasi ve hukuki sorular da doğurabilir. Project Iceworm bu nedenle başarısız olmuş eski bir askeri projeden çok daha fazlasına dönüşmüş durumda. Planlanan yüzlerce nükleer füze hiçbir zaman Grönland buzlarının altına yerleştirilmedi, devasa tünel ağı hiçbir zaman tamamlanmadı ve Camp Century yıllar önce terk edildi ancak deneysel üssün bıraktığı fiziksel izler hala buz tabakasının altında bulunuyor. Ve bütün hikayenin belki de en çarpıcı tarafı burada saklıdır. Soğuk Savaş döneminde insanlar sırlarını sonsuza kadar saklayabileceğini düşündükleri buzun altına bıraktılar, fakat hesaba katmadıkları şey, bir gün o buzun kendisinin ortadan çekilmeye başlayabileceğiydi.