ABD'nin Ay'a Askeri Üs Kurma Planı
İnsanlığın Ay'a ilk kez ayak basmasından yaklaşık on yıl önce, uzay yarışı henüz başlangıç aşamasındayken ve Sovyetler Birliği'nin Sputnik başarısı Washington'da büyük bir teknolojik üstünlük endişesi yaratmışken, Amerikan ordusunun masasında bugün okunduğunda bilimkurgu senaryosunu andıran son derece iddialı bir çalışma bulunuyordu. Project Horizon, yani Ay yüzeyinde kalıcı bir Amerikan askeri üssü kurulmasını inceleyen gerçek bir ABD Ordusu projesi. 1959 yılında hazırlanan Project Horizon çalışmasının temel düşüncesi, Ay'ın yalnızca bilimsel keşiflerin gerçekleştirileceği uzak bir gök cismi olmadığı, gelecekte askeri ve siyasi açıdan stratejik önem kazanabilecek yeni bir alan olduğuydu. Soğuk Savaş'ın dünyayı iki büyük güç bloğuna böldüğü bu dönemde Amerikan askeri planlamacıları, Sovyetler Birliği'nin Ay'a önce ulaşmasının yalnızca bilimsel bir başarı olarak görülmeyeceğini, aynı zamanda dünya kamuoyu üzerinde büyük psikolojik ve siyasi etki yaratacağını düşünüyordu. Bu nedenle Ay'da kalıcı Amerikan varlığının kurulması gelecekteki güç mücadelesinin olası parçalarından biri olarak değerlendirilmeye başlandı.
Project Horizon'un dikkat çekici tarafı, birkaç sayfalık hayalî bir öneriden ibaret olmamasıydı. Hazırlanan kapsamlı çalışmada üssün nasıl kurulabileceği, gerekli malzemelerin Ay'a nasıl taşınacağı, personelin nasıl yaşayacağı, haberleşmenin nasıl sağlanacağı ve tesisin nasıl korunabileceği gibi sorunlar ayrıntılı biçimde ele alınıyordu. Planın hedeflerinden biri, 1966 yılı civarında Ay üzerinde yaklaşık 12 kişilik bir Amerikan ileri karakolunun faaliyete geçirilmesiydi. Fakat bunun gerçekleşmesi için Dünya ile Ay arasında daha önce görülmemiş büyüklükte bir lojistik zincirin kurulması gerekiyordu. Planlamacılar yüzlerce roket fırlatmasının gerekebileceğini hesaplıyor, yapı parçalarından yaşam destek sistemlerine, yiyeceklerden bilimsel cihazlara kadar çok büyük miktarda malzemenin önce Dünya yörüngesine, ardından Ay'a taşınmasını öngörüyordu. İlk ekiplerin Ay'a ulaşmasının ardından modüler yaşam alanlarının birleştirilmesi ve zaman içerisinde daha kalıcı bir tesis meydana getirilmesi düşünülüyordu.
Üssün tasarımında Ay'ın kendisinin doğal korumasından yararlanılması bile hesaba katılmıştı. Ay'da atmosfer bulunmadığından kozmik radyasyon, Güneş'ten gelen yüksek enerjili parçacıklar ve küçük göktaşı çarpmaları ciddi tehlikeler oluşturuyordu bu nedenle yaşam alanlarının çevresinin Ay toprağı, yani regolit kullanılarak kapatılması ve personelin dış ortamdan mümkün olduğunca korunması değerlendiriliyordu. Böylece yüzeyde kurulacak tesis, zamanla Ay toprağının altında veya korumasında bulunan küçük bir yerleşkeye dönüşecekti. Ancak Project Horizon yalnızca bilimsel araştırma yapmak için tasarlanmamıştı. Çalışmanın askeri karakteri oldukça açıktı. Ay'daki Amerikan varlığının gözetleme haberleşme ve stratejik üstünlük açısından sağlayabileceği imkanlar değerlendiriliyor, tesisin gerektiğinde savunulması konusu bile inceleniyordu. Planlamacılar, gelecekte başka bir devletin Ay üzerindeki Amerikan tesisine müdahale etme ihtimalini göz önünde bulundurmuş ve üs güvenliği üzerine çeşitli senaryolar hazırlamıştı.
İşte dosyanın en sıra dışı bölümlerinden biri burada ortaya çıkıyordu. Ay'daki düşük yerçekimi ve atmosferin bulunmaması nedeniyle Dünya'da kullanılan bazı silahların aynı şekilde çalışmayabileceği düşünülüyor, bu yüzden personelin kullanabileceği özel savunma sistemleri üzerine fikirler geliştiriliyordu. Hatta yakın savunmada kullanılabilecek farklı mühimmat ve silah konseptleri üzerinde teorik değerlendirmeler yapılmıştı Bunlar hiçbir zaman Ay'da kullanılmadı fakat askeri planlamacıların henüz hiçbir insan Ay'a ulaşmamışken orada yaşanabilecek bir çatışmayı düşünmeye başlamış olması Project Horizon'u olağanüstü bir tarih belgesine dönüştürüyor. Bütün bu planların arkasında ise tek bir büyük korku bulunuyordu. Sovyetler Birliği'nin önce davranması. Sputnik'in 1957'de yörüngeye gönderilmesi ve Sovyet uzay programının peş peşe elde ettiği başarılar, ABD'de uzayın gelecekte askeri üstünlüğün yeni sahası olabileceği düşüncesini güçlendirmişti. Ay'a ilk yerleşen devletin yalnızca sembolik değil, gelecekte stratejik avantaj da elde edebileceği düşünülüyordu.
Fakat Project Horizon hiçbir zaman hayata geçirilmedi. Maliyet, teknolojik güçlükler ve Amerikan uzay programının giderek farklı bir yapıya kavuşması, askeri Ay üssü fikrini geri plana itti. Başkan John F. Kennedy'nin 1961'de ABD'nin on yıl bitmeden insanı Ay'a indirip güvenli biçimde Dünya'ya geri getirmesi hedefini açıklamasıyla Amerikan Ay programının merkezi, askeri bir üs kurmaktan ziyade NASA'nın yürüttüğü Apollo programına kaydı. 20 Temmuz 1969'da Apollo 11 Ay'a indiğinde Neil Armstrong ve Buzz Aldrin'in görevi bir askeri karakol kurmak değildi. Project Horizon'un 1960'ların ortalarında faaliyete geçmesini öngördüğü 12 kişilik Ay üssü hiçbir zaman inşa edilmedi ve proje tarih arşivlerinin arasında kaldı.
Fakat bugün Project Horizon belgelerine bakıldığında insanı şaşırtan şey yalnızca Amerikan ordusunun Ay'da üs kurmayı düşünmüş olması değildir. Daha çarpıcı olan, insanlığın henüz Dünya yörüngesindeki ilk yıllarını yaşadığı bir dönemde askeri planlamacıların Ay'daki yaşam alanlarını, ikmal hatlarını, personel sayısını, savunmayı ve gelecekte ortaya çıkabilecek jeopolitik rekabeti hesaplamaya başlamış olmalarıdır. Çünkü Project Horizon'un ardında rahatsız edici derecede tanıdık bir düşünce yatıyordu. İnsan henüz Ay'a ulaşmamıştı, fakat Ay'a ulaştığında orayı kimin kontrol edeceğini tartışmaya çoktan başlamıştı.