Antik Roma’nın gladyatör dünyası denildiğinde akla genellikle ölümüne dövüşen savaşçılar, tribünleri dolduran binlerce insan ve imparatorun tek hareketiyle belirlenen kaderler gelir, ancak Roma gladyatör tarihinin en dikkat çekici karşılaşmalarından biri bir savaşçının diğerini öldürmesiyle değil, iki rakibin uzun süre mücadele ettikten sonra birbirlerini yenememeleri ve sonunda ikisinin birden özgürlükle ödüllendirilmesiyle hafızalara kazınmıştır. Bu iki adamın isimleri Priscus ve Verus idi ve onların karşılaşmasını bugün hala biliyor olmamızın en önemli nedeni, Romalı şair Martialis’in bu mücadeleyi dizelerinde anlatmış olmasıdır. Priscus ve Verus’un hayatlarının büyük bölümü gizemlidir. Nerede doğduklarını, kaç yaşında gladyatör olduklarını, ailelerinin kim olduğunu veya arenaya çıkmadan önce nasıl bir hayat yaşadıklarını kesin olarak bilmiyoruz. Modern anlatılarda hayatları hakkında çok sayıda ayrıntı eklenmiş olsa da antik kaynakların bize güvenilir biçimde aktardığı bilgiler oldukça sınırlıdır. Buna rağmen isimleri yaklaşık iki bin yıl boyunca unutulmamıştır, çünkü ikisinin karşılaşması sıradan bir gladyatör dövüşünden çok daha büyük bir olayın parçası haline gelmiştir.
Takvimler MS 80 yılını gösterdiğinde Roma İmparatorluğu’nun merkezinde devasa bir yapı yükseliyordu. Bugün bütün dünyanın Kolezyum olarak bildiği, antik dönemde ise Flavius Amfitiyatrosu olarak anılan bu yapı, İmparator Vespasianus döneminde başlatılmış ve oğlu Titus döneminde tamamlanarak büyük oyunlarla halka açılmıştı. Roma yönetimi için bu gösteriler yalnızca eğlence değildi imparatorun halka cömertliğini Roma’nın zenginliğini ve imparatorluk düzeninin gücünü sergileyen büyük siyasi gösterilerdi. Açılış kutlamalarının uzun süre devam ettiği ve gladyatör mücadelelerinden hayvan gösterilerine kadar çok sayıda etkinliğin gerçekleştirildiği anlatılır. İşte Priscus ile Verus’un isimlerini tarihe taşıyan karşılaşma da bu büyük gösteriler sırasında gerçekleşti. Binlerce seyircinin doldurduğu dev amfitiyatroda iki gladyatör karşı karşıya geldi.
Priscus ve Verus.
Onların hangi gladyatör sınıflarında dövüştükleri konusunda modern kaynaklarda farklı iddialar bulunmaktadır ve Martialis’in şiiri bize kullandıkları bütün silahları veya zırhları ayrıntılı biçimde anlatmaz. Bu nedenle onları kesin biçimde belirli gladyatör türlerine yerleştirmek yerine elimizdeki antik anlatının bize söylediği olağanüstü noktaya odaklanmak daha doğru olacaktır. İki savaşçı uzun süre boyunca birbirine karşı üstünlük sağlayamadı. Gladyatör dövüşlerinin her zaman ölümle sonuçlandığı düşüncesi günümüzde oldukça yaygındır, fakat gerçekte eğitimli bir gladyatör önemli bir ekonomik yatırımdı ve her karşılaşmanın ölümle bitmesi zorunlu değildi. Dövüşçülerden biri yenilgiyi kabul edebilir organizasyonu yöneten kişi veya imparator seyircinin tepkisini de dikkate alarak savaşçının yaşayıp yaşamayacağına karar verebilirdi. Priscus ile Verus’un karşılaşmasını sıra dışı yapan ise taraflardan birinin açık biçimde yenilmemesiydi. Martialis’in anlatısına göre mücadele uzadıkça iki savaşçı birbirine denk kalmaya devam etti. İkisi de pes etmiyor, ikisi de rakibine kesin üstünlük sağlayamıyordu. Seyirciler sonunda mücadeleye bir son verilmesini istemeye başladı, fakat İmparator Titus’un gladyatör dövüşlerine ilişkin kurallara bağlı kaldığı ve karşılaşmanın doğal sonucunu beklediği aktarılır. Sonunda şaşırtıcı bir şey yaşandı. Priscus ve Verus aynı anda mücadeleyi bıraktılar.
Martialis’in şiirindeki anlatı, iki savaşçının eşit biçimde teslimiyet gösterdiğini ve bunun üzerine Titus’un sıra dışı bir karar verdiğini aktarır. İmparator yalnızca birini kazanan ilan etmedi. İkisini de kazanan kabul etti. Priscus ve Verus’a zaferin sembolü olan ödüllerin yanında rudis verildiği anlatılır. Rudis, gladyatörün özgürlüğüyle ilişkilendirilen tahta kılıçtı ve bir gladyatör için arenada kazanılabilecek en değerli ödüllerden biriydi, çünkü özellikle köleleştirilmiş bir savaşçı açısından bu nesne yalnızca bir ödül değil, hayatının yönünü değiştirebilecek özgürlüğün sembolüydü. Böylece Roma tarihinin en ilginç arena sonuçlarından biri ortaya çıktı. İki adam karşı karşıya geldi, fakat hiçbiri diğerini yenemedi sonunda ikisi de galip ilan edildi ve ikisine de özgürlük verildi.
Martialis bu olayı yalnızca savaşçıların başarısı olarak değil, aynı zamanda İmparator Titus’un adaletinin ve cömertliğinin göstergesi olarak sunar. Burada antik kaynakların siyasi bağlamını gözden kaçırmamak gerekir, çünkü Roma şairleri imparatorları överken yaşanan olayları hükümdarın erdemlerini vurgulayacak biçimde anlatabiliyorlardı. Dolayısıyla Priscus ve Verus’un karşılaşması gerçekten yaşanmış olsa bile elimizdeki anlatının aynı zamanda Titus’u yüceltmek amacı taşıyan edebî bir eser olduğunu bilmek önemlidir. Yine de bu durum karşılaşmanın tarihsel önemini azaltmaz, tam tersine onu daha ilginç hale getirir. Çünkü gladyatörlerin büyük bölümünün isimleri zamanın içinde kaybolmuşken Priscus ve Verus’un isimleri, bir Roma şairinin birkaç dizesi sayesinde yaklaşık iki bin yıl boyunca yaşamayı başarmıştır.
Daha da ilginci, bu karşılaşmadan sonra iki gladyatörün hayatında neler olduğunu bilmiyoruz. Priscus özgürlüğünü aldıktan sonra nereye gitti. Verus ailesine kavuştu mu. Roma’da mı kaldılar. Bir daha arenaya döndüler mi. Birbirleriyle tekrar karşılaştılar mı. Bu soruların hiçbirinin kesin cevabı elimizde değildir ve hikayenin belki de en büyüleyici tarafı burada başlar. Tarih onları yalnızca hayatlarının tek bir anında, Roma’nın en büyük arenasının ortasında karşı karşıya geldikleri birkaç dakikalık mücadelede yakalamış ve ardından yeniden sessizliğe bırakmıştır. Priscus ve Verus’un hikayesi aynı zamanda Roma gladyatör dünyasına ilişkin yaygın bir yanılgıyı da kırar. Gladyatör karşılaşmaları yalnızca iki insanın birbirini öldürmeye çalıştığı kontrolsüz çatışmalar değildi eğitim, dövüş stilleri, hakemler, kurallar, seyirci beklentileri ve organizatörün kararlarının iç içe geçtiği büyük gösterilerdi. Elbette ölüm gerçekti ve arena son derece acımasız olabiliyordu, fakat her karşılaşmanın mutlaka savaşçılardan birinin ölümüyle sona ermesi gerekmiyordu. Priscus ile Verus’un karşılaşması ise bütün bu sistemin içinden çıkan olağanüstü bir istisna olarak tarihe geçti.
Binlerce insanın önünde birbirlerini yenmek için arenaya çıktılar. Uzun süre savaştılar. Hiçbiri üstünlük kuramadı. Sonunda ikisi de aynı anda mücadeleyi bıraktı. Ve Roma’nın onları birbirlerine rakip yaptığı gün, ikisi de arenadan özgür insanlar olarak çıkma hakkını kazandı. Belki de bu yüzden Priscus ve Verus’un hikayesi Spartacus’un büyük isyanından tamamen farklı olmasına rağmen aynı derecede güçlü bir sembol taşır Spartacus özgürlüğünü Roma’ya başkaldırarak ararken, Priscus ve Verus özgürlüklerini Roma’nın kalbinde, imparatorun ve binlerce seyircinin gözleri önünde birbirlerini yenemeyecek kadar denk bir mücadele sergileyerek kazandılar Ve yaklaşık iki bin yıl sonra bile onların hikayesinden geriye kalan en güçlü görüntü, arenanın kumları üzerinde yatan yenilmiş bir savaşçı değildir. Yan yana duran iki galiptir.