Sovyetler Alaska’yı İşgal Ederse Geride Kalacak Gizli Ajanlar
Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında Amerika Birleşik Devletleri’nin korktuğu senaryolardan biri bugün oldukça sıra dışı görünebilir. Sovyet ordusunun Alaska’yı işgal etmesi. 1950’lerin başında bu ihtimal Washington için tamamen hayal ürünü değildi. Alaska henüz Amerika Birleşik Devletleri’nin bir eyaleti bile değildi ve Sovyetler Birliği ile Amerika’nın kuzeybatı sınırı birbirine şaşırtıcı derecede yakındı. Bering Boğazı’nın iki tarafındaki topraklar düşünüldüğünde, dünyanın iki büyük rakibi arasında yalnızca dar bir deniz geçidi bulunuyordu. Üstelik Sovyetler Birliği 1949’da ilk atom bombasını denemiş, Kore Savaşı 1950’de başlamış ve iki süper güç arasındaki gerilim hızla yükselmişti.
Amerikan güvenlik kurumları bu ortamda ürkütücü bir sorunun cevabını aramaya başladı. Sovyetler Alaska’yı gerçekten işgal ederse ne olacaktı Amerikan askeri birliklerinin geri çekilmek zorunda kaldığı, şehirlerin Sovyet kontrolüne geçtiği ve normal haberleşmenin kesildiği bir senaryoda Washington’un Alaska’dan istihbarat almaya devam etmesi gerekiyordu. Bunun için sıra dışı bir plan geliştirildi. Alaska’da yaşayan bazı siviller gizlice seçilecek, eğitilecek ve olası bir Sovyet işgali durumunda bölgede kalacaktı. Normal hayatlarına devam eden bu insanlar gerektiğinde gizli ajanlara dönüşecek, Sovyet birliklerinin hareketlerini gözlemleyecek ve elde ettikleri bilgileri Amerikan makamlarına ulaştırmaya çalışacaktı. Plan bugün çoğunlukla Operation WASHTUB adıyla biliniyor.
Ancak belgelerde isimlendirme biraz daha karmaşık. FBI kendi bölümünü “Stay-Behind Special Agent Program” ve STAGE olarak adlandırıyordu. WASHTUB ise ABD Hava Kuvvetleri Özel Soruşturmalar Ofisiyle bağlantılı planlama içinde kullanılan gizli kod adlarından biriydi. Yani WASHTUB tek bir gecede başlayan klasik bir casus operasyonundan çok, olası Sovyet işgaline karşı hazırlanmış daha geniş bir gizli istihbarat sisteminin parçasıydı. Planın temelinde savaş sırasında Avrupa’da kullanılan eski bir fikir bulunuyordu stay-behind, yani düşman bölgeyi ele geçirdiğinde geride kalacak ajanlar. Bu kişiler askeri üniforma giymeyeceklerdi. Normal vatandaşlar gibi yaşayacak, işgal gerçekleşene kadar gerçek görevlerini mümkün olduğunca gizli tutacaklardı. Ancak Sovyet kuvvetleri Alaska’ya girdiği anda görevleri başlayacaktı.
Amerikan makamlarının düşündüğü adaylar arasında bölgeyi iyi tanıyan, zor iklim şartlarında yaşayabilen ve güvenilir kabul edilen insanlar bulunuyordu. Alaska’nın uçsuz bucaksız coğrafyasında hareket edebilmek başlı başına bir yetenekti. Bir kişinin yalnızca sadık olması yeterli değildi. Sert kış şartlarında yaşayabilmesi, bulunduğu çevreyi tanıması ve gerektiğinde dikkat çekmeden hareket edebilmesi gerekiyordu. Gizliliğin bir başka nedeni daha vardı. Eğer Sovyetler Alaska’yı işgal ederse, işgal kuvvetlerinin Amerikan yönetimiyle bağlantılı kişileri hızla tutuklayabileceği düşünülüyordu. Bu nedenle potansiyel ajanların kimliklerinin mümkün olduğunca az kişi tarafından bilinmesi gerekiyordu. FBI belgelerinde planın ne kadar ciddi ele alındığını gösteren çarpıcı ayrıntılar bulunuyor. Amerikan makamları başlangıçta düşünülen ajan sayısının yeterli olmayabileceğini değerlendiriyordu. Çünkü Sovyet işgali gerçekleşirse bazı ajanların yakalanabileceği, öldürülebileceği veya başka bölgelere götürülerek kullanılamaz hale getirilebileceği hesaplanıyordu.
Bu nedenle yaklaşık 50 potansiyel stay-behind ajanının geliştirilmesi önerildi. Özellikle Anchorage, Fairbanks, Nome ve Seward gibi stratejik noktalar üzerinde duruluyordu. Bunlar askeri hareketlilik, ulaşım ve bölgesel kontrol açısından önem taşıyan yerlerdi. Geride bırakılacak ajanların görevi Sovyet askerleriyle çatışmak değildi. Asıl silahları bilgi olacaktı. Sovyet birliklerinin nerede konuşlandığı, hangi havaalanlarının kullanıldığı askeri araçların hangi yönlere hareket ettiği, yeni üslerin kurulup kurulmadığı ve bölgedeki askerî faaliyetlerde meydana gelen değişiklikler gözlemlenecekti. Bu bilgiler gizli haberleşme yöntemleri kullanılarak Amerikan tarafına aktarılmaya çalışılacaktı. Ancak planın en zor kısmı ajanları seçmek değil, Sovyet işgali başladıktan sonra onlarla iletişim kurabilmekti. Normal telefon hatlarının ve resmî haberleşme sistemlerinin düşman kontrolüne geçeceği varsayılıyordu. Dolayısıyla gizli iletişim yöntemleri, radyo sistemleri ve gerektiğinde kullanılabilecek alternatif bağlantı yolları üzerinde çalışmalar yapıldı.
Planlamalarda yalnızca bilgi toplamak değil, ajanların uzun süre kendi başlarına çalışabilmesini sağlayacak bir yapı oluşturmak da önemliydi İşgal altındaki Alaska’da Washington’dan düzenli yardım almaları mümkün olmayabilirdi. Bu yüzden sistem mümkün olduğunca bağımsız çalışabilecek şekilde düşünülüyordu. Bütün bunların arkasında dönemin coğrafi gerçeği yatıyordu. Alaska, Sovyetler Birliği’ne Amerika’nın diğer bölgelerinden çok daha yakındı. Bering Boğazı’ndaki Amerikan ve Sovyet adaları arasındaki mesafe birkaç kilometreye kadar düşüyordu. Haritada Washington ile Moskova birbirinden çok uzak görünüyordu ancak Alaska’dan bakıldığında iki süper güç neredeyse karşı karşıyaydı. Bu nedenle Amerikan askeri planlamacıları Alaska’yı yalnızca savunulması gereken uzak bir bölge olarak değil, olası bir büyük savaşın ilk cephelerinden biri olarak görüyordu.
Fakat planın içinde ciddi bir kurumsal sorun ortaya çıktı. FBI ile diğer Amerikan kurumlarının sorumluluklarının nerede başlayıp nerede biteceği konusunda anlaşmazlıklar yaşandı. FBI, olası bir işgal sonrasında düşman kontrolündeki bölgelerde gizli istihbarat operasyonu yürütmenin kendi temel görev alanının dışında kaldığını düşünüyordu. Sonunda FBI, Eylül 1951’de programdaki rolünü aniden sonlandırdı. FBI’ın bugün kamuya açık kendi açıklamasında bile bu kararın kesin nedeni konusunda dikkat çekici bir ifade bulunuyor yayımlanan belgeler, FBI’ın neden programdan birdenbire çekildiğini açık biçimde göstermiyor. Ancak fikir tamamen ortadan kalkmadı. Hava Kuvvetleri bağlantılı planlama devam etti ve WASHTUB adı bu dönemde ortaya çıktı. Bugünden bakıldığında operasyonun en ilginç tarafı, planlanan Sovyet işgalinin hiçbir zaman gerçekleşmemiş olmasıdır. Alaska’ya Sovyet birlikleri çıkmadı.
Anchorage Sovyet kontrolüne geçmedi. Fairbanks sokaklarında Sovyet askerleri devriye gezmedi. Geride bırakılmak üzere düşünülen gizli ajan ağı da korkulduğu biçimde gerçek bir işgal ortamında kullanılmak zorunda kalmadı. Fakat WASHTUB’ın tarihsel önemi tam olarak burada ortaya çıkıyor. Çünkü operasyon bize Soğuk Savaş’ın yalnızca gerçekten yaşanan olaylardan oluşmadığını gösteriyor. Dönemin büyük bölümü gerçekleşebileceğine inanılan felaketler için hazırlanan planlardan oluşuyordu. Washington’daki bazı planlamacılar için Sovyetlerin Alaska’yı işgal etmesi, üzerinde ciddi biçimde çalışılması gereken bir ihtimaldi. Bu nedenle daha savaş başlamadan, düşman hatlarının gerisinde kalacak insanların kimler olabileceği düşünülüyor, hangi şehirlerden bilgi toplanacağı hesaplanıyor ve bu insanların işgal sonrasında Washington ile nasıl bağlantı kuracağı planlanıyordu. Belki de Operation WASHTUB’ın en karanlık tarafı silahlar veya gizli cihazlar değildi.
Asıl dikkat çekici olan, seçilecek insanların üstleneceği roldü. Eğer korkulan gün gerçekten gelseydi, bazı Alaska sakinleri kaçmak yerine geride kalacaktı. Komşuları onları sıradan bir tüccar, madenci, balıkçı ya da bölge sakini olarak tanımaya devam edebilirdi. Fakat onların ikinci bir görevi olacaktı. Sovyet birliklerini izlemek. Bilgi toplamak. Ve yakalanmadan bu bilgileri dışarı ulaştırmaya çalışmak. Soğuk Savaş boyunca dünyanın farklı bölgelerinde buna benzeyen stay-behind sistemleri tasarlandı. Fakat Alaska dosyasını sıra dışı yapan coğrafyasıydı. Burada ajanların karşısındaki düşman yalnızca Sovyet karşı istihbaratı olmayacaktı. Binlerce kilometrelik vahşi arazi, sert kış, iletişim güçlükleri ve Alaska’nın acımasız doğası da operasyonun bir parçası olacaktı. Üstelik bütün plan, gerçekleşmemiş bir savaş için hazırlanmıştı.
Bugün FBI tarafından yayımlanan belgeler sayesinde bu hikayenin en azından önemli bir bölümünü biliyoruz. Kayıtlar, 1950 ile 1951 arasında FBI’ın Alaska’da Sovyet işgali halinde gizli çalışacak personelin belirlenmesi ve eğitilmesine yönelik programa gerçekten katıldığını doğruluyor. Bu nedenle Operation WASHTUB bir şehir efsanesi değil. Fakat internette zamanla operasyonun çevresine eklenen her ayrıntı da gerçek kabul edilmemeli. Belgelerin gösterdiği temel gerçek çok daha sade ve belki de çok daha ürpertici. Amerika, Sovyetlerin Alaska’yı işgal edebileceğini gerçekten hesaba kattı. Ve böyle bir gün gelirse, düşman çekilene kadar Alaska’nın içinde kalacak gizli bir insan ağı oluşturmayı planladı. Savaş hiçbir zaman Alaska’ya ulaşmadı. Ama o savaş için seçilmeye başlanan insanlar vardı.