Muazzez İlmiye Çığ: 5 Bin Yıllık Tabletlerin İzinde Bir Ömür [ 19 Ağustos 2026 ]


Muazzez İlmiye Çığ: 5 Bin Yıllık Tabletlerin İzinde Bir Ömür

Muazzez İlmiye Çığ, Türkiye’de Sümeroloji denildiğinde akla gelen en önemli isimlerden biri olmasının yanı sıra, yaşamı Osmanlı’nın son yıllarından Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına kadar uzanan sıra dışı bir bilim insanıydı. 20 Haziran 1914’te Bursa’da dünyaya geldi. Çocukluğu savaşların, göçlerin ve yeni bir ülkenin kuruluşunun yaşandığı yıllara denk geldi. Ailesi bir dönem Çorum’a taşındı, daha sonra yeniden Bursa’ya döndü. Bursa Kız Muallim Mektebi’ni 1931’de bitirdikten sonra Eskişehir’de yaklaşık dört buçuk yıl ilkokul öğretmenliği yaptı. Fakat hayatının yönünü değiştirecek asıl gelişme 1936’da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Hititoloji Bölümü’ne girmesiyle yaşandı. Burada Nazi Almanyası’ndan Türkiye’ye gelen dönemin önemli bilim insanlarından Hans Gustav Güterbock ve Benno Landsberger gibi akademisyenlerden Hitit, Sümer ve Akad dilleri ile eski Mezopotamya kültürleri üzerine eğitim aldı. 1940 yılında mezun oldu.

Çığ’ın bilimsel kariyerinin en önemli dönemi aynı yıl İstanbul Arkeoloji Müzeleri bünyesindeki Eski Şark Eserleri Müzesi’nde başlamasıyla açıldı. Müzenin depolarında Sümerce, Akadca ve Hititçe yazılmış on binlerce çivi yazılı tablet bulunuyordu. Bunların önemli bir bölümü henüz düzenlenmemiş, sınıflandırılmamış ve bilim dünyasının kullanımına yeterince açılmamıştı. Çığ, Hatice Kızılyay ve F. R. Kraus gibi araştırmacılarla birlikte yıllarını bu tabletlerin temizlenmesine, numaralandırılmasına, sınıflandırılmasına ve kataloglanmasına verdi. Çalışmalar sonucunda yaklaşık 74 bin tabletten oluşan büyük bir çivi yazılı belgeler arşivinin düzenlenmesine katkı sağlandı. Çığ ayrıca yaklaşık 3 bin tabletin kopyalanması ve kataloglanmasında çalıştı. Bu çalışmalar İstanbul’daki koleksiyonun uluslararası eski Yakın Doğu araştırmaları açısından önemli bir başvuru merkezi haline gelmesine katkıda bulundu.

Kariyeri yalnızca müzenin depolarıyla sınırlı kalmadı. 1957’de Münih’te düzenlenen Oryantalistler Kongresi’ne katıldı, 1960’ta Heidelberg Üniversitesi’nde altı ay çalışmalar yürüttü ve 1965’te Roma’da sergilenen Hitit eserlerinin Londra’ya taşınması sürecinde görev aldı. Dünyanın farklı ülkelerinden Sümerolog ve eski Yakın Doğu uzmanlarıyla ortak çalışmalar yaptı. Çığ yıllar sonra verdiği bir röportajda İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne atanmasını hayatının en önemli dönüm noktalarından biri olarak anlatacaktı. 1972 yılında müzedeki görevinden emekli oldu ancak bilimsel üretimi burada sona ermedi, aksine çalışmalarını daha geniş kitlelere ulaştırdığı yeni bir dönem başladı.

Çığ’ın önemli başarılarından biri, Sümeroloji gibi çoğunlukla uzmanların dünyasında kalan bir alanı geniş okuyucu kitlesinin anlayabileceği bir dille anlatmasıydı. Dünyaca ünlü Sümerolog Samuel Noah Kramer ile çalışmalar yürüttü ve Kramer’in ünlü Tarih Sümer’de Başlar adlı eserini Türkçeye kazandırdı. Çeviri 1990 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlandı. Kitaba gösterilen ilginin ardından Çığ, yetişkinlerin yanı sıra çocuklara da eski Mezopotamya uygarlıklarını anlatmaya yöneldi ve Zaman Tüneliyle Sümer’e Yolculuk adlı çocuk kitabını kaleme aldı. Böylece binlerce yıl önce yaşamış insanların gündelik hayatını, inançlarını, aile ilişkilerini, hukukunu ve edebiyatını yalnızca akademisyenlerin değil genel okuyucunun da ulaşabileceği bir konu haline getirdi.

Muazzez İlmiye Çığ’ın popüler eserleri arasında Sümerli Ludingirra, Zaman Tüneliyle Sümer’e Yolculuk, İbrahim Peygamber: Sümer Yazılarına ve Arkeolojik Buluntulara Göre, Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni, Sümer Hayvan Masalları, Ortadoğu Uygarlık Mirası, Sümerlilerde Tufan, Tufan’da Türkler, Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği ve yaşamını anlattığı söyleşi kitabı Çivi Çiviyi Söker gibi çalışmalar bulunur. Bu eserlerinde Sümer tabletlerinden hareketle Mezopotamya kültürünün sonraki toplumlarla olası bağlantılarını tartıştı. Özellikle dinler tarihi üzerine ileri sürdüğü bazı yorumlar kamuoyunda geniş tartışmalara yol açtı, dolayısıyla Çığ’ın popüler kitaplarındaki kimi tarihsel yorumları, alanın tüm araştırmacılarının üzerinde uzlaştığı sonuçlar olarak değil, onun yorum ve tezleri olarak değerlendirmek gerekir.

Çığ’ın Türkiye’ye bıraktığı en önemli miraslardan biri yalnızca yazdığı kitaplar değildir. Müzede yürüttüğü sistematik çalışmalar sayesinde binlerce yıllık çivi yazılı belgelerin korunmasına, düzenlenmesine ve araştırmacılar tarafından kullanılabilir hale gelmesine büyük katkıda bulundu. Böylece Sümer, Akad ve Hitit dünyasına ilişkin belgelerin uluslararası bilim çevrelerince incelenmesini kolaylaştırdı. Aynı zamanda Sümeroloji ve eski Mezopotamya tarihinin Türkiye’de geniş kitleler tarafından tanınmasında önemli bir popülerleştirici rol üstlendi. Onun çalışmalarının ardından, Sümerler ne yazdı, nasıl yaşadı, neye inanıyordu, gibi sorular akademik çevrelerin dışına çıkarak çok daha geniş bir okuyucu kitlesinin merak ettiği konular haline geldi.

Uzun kariyeri boyunca çeşitli unvan ve ödüller de aldı. İstanbul Üniversitesi, 4 Mayıs 2000’de Muazzez İlmiye Çığ’a fahri doktora unvanı verdi. 2005 yılında Anadolu Kültür Araştırmaları Derneği tarafından Özgür İnsan Ödülüne layık görüldü. Ayrıca Alman Arkeoloji Enstitüsü ile İstanbul Üniversitesi Prehistorya Enstitüsü gibi bilimsel çevrelerle bağlantıları ve onursal üyelikleri bulunuyordu. Ancak onun kariyerinin değerini yalnızca aldığı ödüllerle ölçmek eksik kalır, yaklaşık üç bin tablet üzerinde yaptığı kopyalama ve kataloglama çalışması ve 74 bin parçalık çivi yazılı belge koleksiyonunun düzenlenmesine verdiği emek, bilimsel mirasının en somut bölümlerinden biridir.

Çığ aynı zamanda Cumhuriyet’in ilk kuşak eğitim anlayışının dikkat çekici temsilcilerinden biri oldu. Öğretmen olarak başladığı meslek yaşamında, kadınların üniversite ve bilim dünyasındaki varlığının henüz oldukça sınırlı olduğu bir dönemde uzmanlaşarak uluslararası araştırmacılarla çalışan bir bilim insanına dönüştü. Akademik bilgisini yalnızca bilimsel yayınlarda tutmak yerine konferanslar, röportajlar ve popüler kitaplarla toplumla paylaşması, onun özellikle sonraki kuşaklar tarafından tanınmasını sağladı. Yüz yaşını geçtikten sonra dahi söyleşilere katılması ve bilim, eğitim, tarih ve Cumhuriyet üzerine konuşmayı sürdürmesi onu yalnızca bir Sümerolog değil, Türkiye’nin yakın tarihine bizzat tanıklık etmiş önemli bir kültür insanı haline getirdi.

Muazzez İlmiye Çığ, 17 Kasım 2024’te Mersin’de 110 yaşında hayatını kaybetti. Ardında bir asrı aşan bir yaşamın yanı sıra, binlerce çivi yazılı belgenin bilimsel olarak düzenlenmesine verilen onlarca yıllık emek, Sümer ve Hitit uygarlıkları üzerine çalışmalar ve eski Mezopotamya tarihini geniş kitlelerle buluşturan çok sayıda eser bıraktı. 17 yaşında öğretmen olarak başladığı çalışma hayatı, yaklaşık beş bin yıllık tabletlerin izini süren bir bilim insanlığına dönüşmüş, müze depolarında başlayan araştırmaları, Türkiye’de kuşaklar boyunca Sümerlere duyulan merakın büyümesine katkı sağlamıştır.