Britanya’nın geleceğini Kızıl ve Beyaz Ejderha’nın savaşında gören Merlin’in kehanetleri, Cornwall’dan yükselecek güçlü bir hükümdarın gölgesiyle devam eder. Ülkenin parçalandığı, savaşların birbirini takip ettiği ve Britonların geleceğinin giderek belirsizleştiği bu karanlık anlatının içerisinden öyle bir hükümdar çıkacaktır ki, onun adı zamanla yalnızca bir kralın değil, bütün Britanya efsanesinin sembolüne dönüşecektir. Arthur. Fakat Arthur’un hikayesi bir tahtta başlamaz. Geoffrey of Monmouth’un 12. yüzyılda kaleme aldığı anlatıda Arthur’un doğumuna giden yol, Merlin’in doğrudan müdahil olduğu karanlık ve tartışmalı bir saray hikayesinin içinden geçer. Britanya Kralı Uther Pendragon, Cornwall Dükü Gorlois’in eşi Igerna’ya karşı büyük bir arzu duyar. Bunun sonucunda Uther ile Gorlois arasında çatışma çıkar ve Igerna, Cornwall’daki Tintagel Kalesi’ne götürülür.
Tintagel neredeyse ele geçirilemez bir yer olarak tasvir edilir. Kayalıkların üzerinde yükselen kaleye ulaşmak son derece zordur ve Uther’in normal yollarla içeri girmesi mümkün görünmez. İşte tam burada Merlin devreye girer. Geoffrey’nin anlatısına göre Merlin Uther’in görünüşünü büyü yoluyla Gorlois’in görünüşüne dönüştürür. Uther böylece Tintagel’e girer ve Igerna onun kendi kocası olduğunu sanır. Geoffrey, Arthur’un o gece dünyaya getirildiğini anlatır. Bu bölüm modern bakış açısından açıkça aldatma ve rıza sorunu içeren karanlık bir anlatıdır, ancak Orta Çağ Arthur geleneğinde geleceğin kralının doğumunu hazırlayan dönüm noktası olarak kullanılmıştır. Arthur böylece daha dünyaya gelmeden Merlin’in kurduğu olay zincirinin merkezine yerleşir. Fakat geleceğin efsanevi kralını bekleyen Britanya huzurlu değildir. Uther’in ölümünden sonra ülkenin başına henüz çok genç olan Arthur geçer. Geoffrey’nin anlatısında Arthur yaklaşık on beş yaşındadır. Yaşına rağmen cesareti, cömertliği ve savaşçılığıyla öne çıkan bir hükümdar olarak tanıtılır.
Tahta çıktığında karşısında hazır bir imparatorluk yoktur. Tam tersine savaşılması gereken bir ülke vardır. Sakson güçleri Britanya üzerinde baskı kurmaktadır ve Arthur’un ilk büyük sınavı kendi krallığını korumaktır. Arthur ordusunu toplar ve düşmanlarına karşı harekete geçer. Birbiri ardına yapılan savaşların ardından Geoffrey’nin anlatısındaki genç kral yalnızca hayatta kalmaz giderek Britanya’nın en güçlü savaşçısına dönüşür. İşte Arthur’un yükselişi burada başlar. Başlangıçta savunma yapan genç hükümdar, zaman içerisinde saldırıya geçen bir fatih hâline gelir. Arthur’un en önemli sembollerinden biri de bu savaşlar sırasında ortaya çıkar. Caliburn Bu isim daha sonraki Arthur geleneğinde dünyanın tanıyacağı Excalibur adına dönüşecektir. Geoffrey, Arthur’un kılıcının Avalon Adası’nda dövüldüğünü anlatır. Böylece Arthur’un hikayesinde başka bir büyük sembol daha ortaya çıkar. Avalon. Fakat Arthur Britanya’yı kontrol altına aldıktan sonra durmaz.
Kehanetlerde Cornwall’dan yükselecek büyük hükümdarın gücünün denizlerin ötesine taşacağına ilişkin imgeleri hatırlatan biçimde Geoffrey’nin Arthur’u da Britanya’nın sınırlarını aşmaya başlar. Önce çevredeki krallıklar ve adalar hedef haline gelir. İrlanda, İzlanda Gotland ve Orkney gibi bölgeler Arthur’un seferlerinin parçası olarak anlatılır. Ardından gözünü Avrupa kıtasına çevirir. Arthur’un orduları Galya’ya ulaşır. Artık karşımızdaki kişi yalnızca Britanya’yı Saksonlardan koruyan genç kral değildir. Geoffrey’nin hikâyesinde Arthur, Avrupa’nın büyük güçlerinden biri haline gelmiştir. Bu dönüşüm, Merlin’in daha önce söylediği sembolik kehanetlerle ilişkilendirilmesinin temel nedenlerinden biridir. Cornwall Domuzu hakkında anlatılanlarda bu figürün okyanustaki adaları hâkimiyeti altına alacağı, gücünün Galya’ya ulaşacağı ve Roma dünyasının bile ondan çekineceği söyleniyordu.
Arthur’un hikayesi ilerledikçe aynı güzergahın izleri görülmeye başlanır. Britanya. Adalar. Galya. Ve sonunda Roma. Arthur’un gücü o kadar büyür ki Roma’dan gelen temsilciler Britanya’nın Roma’ya vergi ödemesi gerektiğini bildirir. Fakat Geoffrey’nin Arthur’u bunu kabul etmez. Bunun yerine Roma’ya meydan okumayı seçer. Böylece genç yaşta parçalanmış bir ülkenin tahtına çıkan Arthur’un hikayesi, dünyanın en büyük güçlerinden biriyle hesaplaşmaya hazırlanan hükümdarın hikayesine dönüşür. Fakat Arthur efsanesinin büyüklüğü yalnızca kazandığı savaşlardan gelmez Arthur’un çevresinde zamanla başka bir dünya oluşacaktır. Camelot, Yuvarlak Masa Şövalyeleri, Lancelot, Guinevere, Kutsal Kase ve bugün Arthur efsanesinin ayrılmaz parçaları olarak bildiğimiz pek çok unsur farklı dönemlerde farklı yazarlar tarafından geliştirilerek hikayeye eklenecektir. Bu nedenle bugün bildiğimiz Arthur anlatısı tek bir kitabın ürünü değildir yüzyıllar boyunca büyüyen devasa bir efsane ağacıdır. Merlin de bu ağacın en eski ve en gizemli dallarından biridir Çünkü Merlin’in rolü yalnızca geleceği söylemek değildir.
Arthur’un dünyaya gelişine giden olaylarda bulunur, Uther Pendragon döneminde ortaya çıkar ve sonraki edebî geleneklerde Arthur’un danışmanı büyücüsü ve kaderini yönlendiren kişi haline gelir. Bu yüzden Merlin ile Arthur’un hikayeleri birbirinden ayrıldığında eksik kalır. Biri geleceği gören adamdır. Diğeri ise o geleceğin merkezinde yükselen kraldır. Fakat burada tarih ile efsane arasındaki sınırı unutmamak gerekir. Arthur’un gerçekten yaşamış olup olmadığı bugün bile tartışmalıdır. Bazı araştırmacılar Arthur anlatılarının erken Orta Çağ Britanya’sındaki gerçek savaşçı liderlerin hatıralarından gelişmiş olabileceğini düşünürken, Geoffrey of Monmouth’un anlattığı büyük imparatorluk kuran Arthur’un tarihsel bir biyografi olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Aynı şekilde Merlin’in Arthur’un bütün yükselişini önceden gördüğünü kanıtlayan tarihsel bir kayıt da bulunmamaktadır.
Elimizde olan şey çok daha ilginçtir. Yüzyıllar boyunca birbirine eklenen kehanetler, savaşlar, hükümdarlar ve efsanelerden oluşan dev bir anlatı.Ve bu anlatının merkezinde tekrar tekrar aynı düşünce belirir. Britanya karanlığa gömülecektir. Eski düzen çökecektir Düşmanlar ülkeye hakim olacaktır. Fakat ardından olağanüstü bir hükümdar yükselecek, Britanya’yı yeniden bir araya getirecek ve gücünü denizlerin ötesine taşıyacaktır. O hükümdarın adı zamanla Arthur olacaktır. Fakat Arthur’un yükselişinin içerisinde kendi sonunun gölgesi de saklıdır. Çünkü dünyanın büyük bölümüne meydan okuyabilecek kadar güçlenen kralın en tehlikeli düşmanı uzak bir ülkede değildir. Arthur Roma üzerine yürürken Britanya’yı başka birine emanet edecektir. O kişinin adı Mordred olacaktır. Ve Arthur’un yükselişini anlatan efsane, tam zirveye ulaştığı anda onun düşüşünün kapısını açacaktır. Merlin’in kehanetlerinde geleceğin en büyük kralına dönüşen figür yükselmiştir. Şimdi geriye tek soru kalmaktadır Bir kral bütün düşmanlarını yenebilir… ama kendi kaderini yenebilir mi.