Merlin’e atfedilen kehanetlerin en gizemli figürlerinden biri Kızıl Ejderha, Beyaz Ejderha ya da Cornwall’dan yükseleceği söylenen Domuz değildir. Kehanetlerin içerisinde bir noktada çok daha farklı bir sembol ortaya çıkar ve bu kez sahneye savaşın değil, düzenin, otoritenin ve adaletin temsilcisi olarak yorumlanan bir yaratık çıkar. Adalet Aslanı. Geoffrey of Monmouth’un 12. yüzyılda kaleme aldığı Britanya anlatısında aktarılan Merlin kehanetlerinin en belirgin özelliklerinden biri, geleceğin doğrudan kral isimleri ve tarihler verilerek anlatılmamasıdır. Hükümdarlar aslanlara ejderhalara, kurtlara, domuzlara ve kartallara dönüşürken siyasi değişimler de kulelerin yıkılması, nehirlerin yön değiştirmesi ve doğanın düzeninin bozulması gibi olağanüstü görüntülerle ifade edilir. Bu yüzden kehanetlerin en büyük bilmecesi yalnızca ne olacağı değil, kullanılan sembollerin gerçekte kimi temsil ettiğidir. Britanya’nın uzun savaşlardan, taht mücadelelerinden ve değişen güç dengelerinden geçtiği sembolik gelecek anlatılırken Merlin’in sözlerinde bir anda güçlü bir figür belirir. Adalet Aslanı gelecektir. Fakat onun ortaya çıkışı yalnızca başka bir kralın tahta geçmesi anlamına gelmez. Kehanette bu figürle birlikte ülkenin düzeninin değişeceği, eski güç merkezlerinin sarsılacağı ve daha önce dokunulmaz görünen yapıların bile ortadan kaldırılacağına ilişkin son derece güçlü imgeler kullanılır. Adalet Aslanı’nın döneminde kulelerin yıkılacağından söz edilmesi özellikle dikkat çekicidir, çünkü Orta Çağ dünyasında kule yalnızca taştan yapılmış yüksek bir bina değildi kale soyluluk, askeri hakimiyet, toprak kontrolü ve siyasi otoritenin en görünür sembollerinden biriydi. Bu nedenle kulelerin yıkılması, gerçek yapıların ortadan kaldırılmasının yanında eski iktidar merkezlerinin parçalanması ve yeni bir yönetim düzeninin kurulması şeklinde de yorumlanmıştır.
Kehanet ilerledikçe görüntüler daha da garipleşir. Adanın altında veya gizli yerlerde bulunan ejderhaların ortaya çıkarılmasına ilişkin semboller görülür. Merlin’in dünyasında ejderha sıradan bir fantastik yaratık değildir. Kızıl ve Beyaz Ejderha hikayesinde gördüğümüz gibi ejderhalar halkları hanedanları ve siyasi güçleri temsil edebilir. Bu nedenle gizlenmiş ejderhaların ortaya çıkarılması, bastırılmış güçlerin yeniden sahneye çıkması eski mücadelelerin tekrar başlaması veya ülkenin altında yıllardır biriken siyasi çatışmaların görünür hale gelmesi şeklinde okunabilecek güçlü bir imgedir. Fakat Adalet Aslanı’nı diğer birçok Merlin figüründen ayıran temel özellik savaşçılığı değildir. Onu farklı kılan şey isminde saklıdır adalet Kehanet, onun dönemini yalnızca orduların hareket ettiği veya kralların birbirini devirdiği bir çağ olarak değil, ülkenin işleyişinin değiştiği bir dönem olarak tasvir eder. Yönetimin yeniden düzenlenmesi, güç sahiplerinin sınırlandırılması ve toplumdaki düzenin daha güçlü bir merkezi otoritenin kontrolüne girmesi gibi fikirler bu sembolik anlatının arkasında görülür. Bu yüzden yüzyıllar boyunca Merlin’in Adalet Aslanı ile kimi kastettiği sorusu ortaya çıkmış ve en dikkat çekici yorumlardan biri bu figürün İngiltere Kralı I. Henry olduğu yönünde gelişmiştir. I. Henry 1100 ile 1135 yılları arasında İngiltere tahtında bulunmuş ve kraliyet yönetiminin, hukuk mekanizmalarının ve merkezi otoritenin gelişimiyle ilişkilendirilen bir hükümdar olmuştur. Geoffrey of Monmouth’un yaşadığı döneme son derece yakın olması nedeniyle Adalet Aslanı’nın Henry’ye gönderme yaptığı düşüncesi oldukça önemlidir. Ancak tam bu noktada Merlin kehanetlerinin en büyük tarihsel bilmecelerinden biri ortaya çıkar. Eğer Adalet Aslanı gerçekten I. Henry ise, Geoffrey kehanetleri yazıya geçirirken bu hükümdarın saltanatının büyük bölümü zaten gerçekleşmiş durumdaydı Yani bugün anlatıldığı biçimiyle Merlin’in yüzlerce yıl öncesinden gelecek bir İngiltere kralını ayrıntılı biçimde haber verdiğini söylemek tarihsel açıdan sağlam değildir. Elimizdeki yazılı kehanet geleneği Geoffrey’nin 12. yüzyıldaki dünyasından geçerek bize ulaşmıştır ve Geoffrey, kendi okuyucularının zaten bildiği siyasi olayları Merlin’in ağzından geleceğin görüntüleriymiş gibi aktarabilecek bir konumdaydı.
İşte Adalet Aslanı Kehaneti’ni gerçekten ilginç hale getiren nokta da budur. Kehanetin gizemi yalnızca geleceği bilip bilmediğinde değil, geçmişi geleceğin diliyle anlatabilmesinde saklıdır. Geoffrey, Britanya’nın tarihini Merlin’in gözlerinden gösterirken okuyucunun bildiği olayları sembollerle kaplar. Gerçek hükümdarların isimleri ortadan kalkar, onların yerine aslanlar ve ejderhalar gelir gerçek siyasi mücadeleler kaybolur, onların yerine kulelerin yıkıldığı, yaratıkların ortaya çıktığı ve doğanın bile değiştiği görüntüler yerleşir. Böylece tarih bir kronik olmaktan çıkar ve karanlık bir kehanete dönüşür. Merlin bu anlatıda geçmişi anlatan sıradan bir tarihçi değildir. O, geleceği görüyormuş gibi geçmişi anlatan bir figürdür. Bu nedenle kehaneti okuyan Orta Çağ insanı bazı sembollerin ne anlama geldiğini tahmin edebiliyor, kendi dönemindeki hükümdarları ve olayları metnin içinde görebiliyor, fakat kehanetin ilerleyen bölümlerine geldiğinde bilinmeyen bir gelecekle karşı karşıya kalıyordu. Bilinen tarih ile bilinmeyen gelecek aynı metnin içerisinde birbirine karışıyordu ve Merlin’in kehanetlerini güçlü kılan şeylerden biri tam olarak buydu. Adalet Aslanı ortaya çıktığında eski düzen sarsılır, güçlülerin konumu değişir, kuleler çöker ve ülke yeni bir yönetim dönemine girer. Fakat Merlin’in kehanetlerinde hiçbir zafer kalıcı değildir ve hiçbir hükümdar tarihin son kralı değildir. Adalet Aslanı ne kadar güçlü olursa olsun Britanya’nın geleceği onunla tamamlanmaz. Onun ardından başka semboller, başka hükümdarlar ve başka felaketler ortaya çıkar. Aslanların ardından kartallar, kurtlar, domuzlar ve ejderhalar gelir kehanet ilerledikçe siyasi olaylarla doğa olayları birbirine karışır ve sonunda gökyüzünün bile alışılmış düzenini kaybettiği neredeyse apokaliptik bir geleceğe ulaşılır.
Belki de Adalet Aslanı Kehaneti’nin asıl anlamı burada saklıdır. Adalet, Merlin’in dünyasında kötülüğün yenildiği ve her şeyin sonsuza kadar düzeldiği bir final değildir. Adalet yalnızca tarihin sürekli hareket eden çarkında kurulan yeni bir dengedir. Bir hükümdar gelir, kendisinden önceki düzeni değiştirir, güçlüleri sınırlar ve kendi sistemini kurar fakat zaman geçer ve onun kurduğu düzen de başka bir hükümdarın, başka bir savaşın veya başka bir çağın altında kalır. Çünkü Merlin’in kehanetlerindeki Britanya’da değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Bu yüzden Adalet Aslanı yalnızca tek bir kralın sembolü olarak görülmek zorunda değildir. O aynı zamanda iktidarın karşısına başka bir iktidarın, düzensizliğin karşısına yeni bir düzenin ve eski dünyanın karşısına yeni bir çağın çıkmasının sembolüdür. Buna rağmen yaklaşık dokuz yüz yıldır aynı soru yaşamaya devam etmektedir: Merlin’in Adalet Aslanı gerçekten I. Henry miydi, yoksa Geoffrey of Monmouth kendi çağının hükümdarını eski bir kahinin sözlerinin arasına bilinçli biçimde mi yerleştirmişti. Kesin bir cevap vermek kolay değildir, çünkü Merlin’in kehanetleri çoğu zaman isim vermez kesin tarih söylemez ve hükümdarın yüzünü göstermez. Geriye yalnızca bir sembol bırakır. Bir aslan. Bir krallık. Değişmek üzere olan bir düzen Ve yüzyıllardır çözülemeyen tek bir soru: Adalet Aslanı kimdi?...