Bir plaj işletmesinin şezlongunu kiralamadınız, herhangi bir hizmet satın almadınız ve yalnızca havlunuzu kıyıya sererek denize girmek istiyorsunuz. İşletme çalışanları size buranın işletmeye ait olduğunu söyleyerek bulunduğunuz yerden ayrılmanızı isterse ne olur? Daha önemlisi, tehdit kullanarak sizi kıyıdan uzaklaştırırlarsa bu yalnızca işletme ile müşteri arasında yaşanan sıradan bir tartışma mıdır?
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.02.2025 tarihli, 2022/82 E. ve 2025/98 K. sayılı kararı bu konuda oldukça önemli bir hukuki sınır çiziyor. Karara göre devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve herkesin eşit ve serbest şekilde yararlanmasına açık olan kıyıda bir kişinin oturmasının tehdit yoluyla engellenmesi, şartları oluştuğunda Türk Ceza Kanunu'nun 109. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturabilir.
Olay Nasıl Başladı?
Karara konu olay İzmir'in Çeşme ilçesindeki Altınkum Plajı'nda meydana geldi. Denize girmek amacıyla plaja gelen kişi, işletmeye ait şezlongları kullanmak yerine şezlonglarla kıyı çizgisi arasındaki kumsala eşyalarını bıraktı. İşletme çalışanı kendisine burada oturamayacağını ve başka bir bölgeye gitmesi gerektiğini söyledi.
Kişi bulunduğu alanın halka açık olduğunu belirterek ayrılmak istemedi. Bunun üzerine diğer işletme çalışanı da şezlonglara para veren müşterilerin bulunduğunu, şezlongların önünde oturamayacağını söyledi. Tartışmanın ilerlemesi üzerine işletme çalışanlarından biri kişiye kendisini ve eşyalarını denize atacağı yönünde tehditte bulunarak üzerine yürüdü. Bunun sonucunda kişi bulunduğu yerden ayrılarak jandarmaya başvurdu.
Ceza Genel Kurulu önündeki temel mesele artık yalnızca bir plaj tartışması değildi. Tartışılması gereken soru şuydu: Bir kişinin hukuken bulunma hakkına sahip olduğu kıyıdan tehdit kullanılarak uzaklaştırılması, onun hareket ve bir yerde kalma özgürlüğünün ihlali anlamına gelir mi?
Anayasa Açık: Kıyılar Herkesin Kullanımına Açıktır
Hukuki değerlendirmenin başlangıç noktası Anayasa'nın 43. maddesidir. Anayasal düzenlemeye göre kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyıları ile bunları çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanılmasında öncelikle kamu yararı gözetilir.
3621 sayılı Kıyı Kanunu da bu anayasal ilkeyi somutlaştırır. Kanun'un 5. maddesine göre kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve kıyılar herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır.
Dolayısıyla kıyının yakınında özel bir işletmenin faaliyet göstermesi, anayasal anlamdaki kıyıyı kendiliğinden işletmenin özel mülkü haline getirmez. İşletmenin şezlong, şemsiye, yiyecek, içecek veya başka hizmetler sunması başka bir hukuki ilişkidir, kişinin herkesin kullanımına açık kıyıdan yararlanma hakkı ise başka bir hukuki meseledir.
Kiralama veya İşletme Hakkı Kıyıyı Özel Mülke Dönüştürmez
Kararın en dikkat çekici noktalarından biri de burada ortaya çıkıyor. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, kıyı dışında kalan alanlara ilişkin özel hukuk sözleşmelerinden veya idari işlemlerden kaynaklanan tasarruf ve işletme haklarının, kıyıda bulunan kişiye yapılan müdahaleyi hukuka uygun hale getirmeyeceğini belirtiyor. Başka bir ifadeyle bir işletmenin bölgede hukuken faaliyet gösteriyor olması, ona kıyının tamamı üzerinde sınırsız bir hakimiyet sağlamıyor.
Bu ayrım son derece önemlidir. Çünkü ticari işletmenin belirli bir alanı kullanma veya burada hizmet sunma hakkı bulunabilir. Ancak bu hak, Anayasa ve Kıyı Kanunu tarafından halka tanınmış kıyıdan yararlanma hakkını ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamaz.
Sahilden Çıkarmak Neden Hürriyeti Tahdit Sayılabilir?
Türk Ceza Kanunu'nun 109. maddesi kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu düzenler. Düzenleme yalnızca bir kişiyi bir odaya kilitlemek veya fiziksel olarak alıkoymak gibi durumlarla sınırlı değildir.
Kanun, bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmayı cezalandırır. Bu nedenle kişinin hareket özgürlüğüne yapılan müdahale iki yönde ortaya çıkabilir. Kişinin gitmek istediği yere gitmesinin engellenmesi mümkün olduğu gibi, hukuken bulunabileceği bir yerde kalmasının engellenmesi de suçun konusunu oluşturabilir.
Ceza Genel Kurulu da somut olayda tam olarak bu ikinci ihtimali değerlendirdi. Kıyıda bulunma hakkı olan kişinin tehdit edilerek orada oturmasının ve eşyalarını koymasının engellenmesi, kişinin hukuka aykırı biçimde bir yerde kalma hürriyetinden yoksun bırakılması olarak kabul edildi.
Bu nedenle olayın hukuki niteliği yalnızca plajdan kovulma değildir. Korunan hukuki değer kişinin iradesine uygun biçimde hareket edebilme ve hukuken bulunma hakkına sahip olduğu yerde kalabilme özgürlüğüdür.
Fiziksel Olarak Zorla Sürüklemek Şart Değil
Kararın günlük yaşam açısından en önemli sonuçlarından biri de budur. Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak için mutlaka kolundan tutarak sürüklemek, kapıyı kilitlemek veya fiziksel bir engel oluşturmak gerektiği düşünülmemelidir. TCK'nın 109. maddesi suçun cebir, tehdit veya hile kullanılarak işlenmesini ayrıca düzenlemektedir. Somut olayda da kişinin kıyıda kalmasına tehdit yoluyla engel olunması değerlendirmeye esas alınmıştır.
Dolayısıyla, kimseye dokunmadık, yalnızca gitmesini söyledik, savunması her olayda tek başına yeterli olmayabilir. Kullanılan sözlerin niteliği, tehdidin varlığı, kişinin bu nedenle bulunduğu yerden ayrılıp ayrılmadığı ve müdahalenin hukuka uygun bir dayanağının bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilir.
İşletme Sahibinin Talimatı da Ceza Sorumluluğu Doğurabilir
Kararın bir diğer önemli tarafı işletme sahibi veya yöneticilerinin sorumluluğudur. Somut olayda işletme çalışanlarının, şezlong kiralamayan kişilerin kıyıda oturmalarına ve eşya bırakmalarına izin verilmemesi yönünde daha önceden talimat aldıkları da değerlendirilmiştir.
Bu noktada TCK'nın 38. maddesinde düzenlenen azmettirme hükümleri önem kazanır. Suç teşkil eden müdahaleyi bizzat gerçekleştirmeyen ancak çalışanlarını bu yönde hareket etmeye yönlendiren kişinin de şartların oluşması halinde ceza sorumluluğu doğabilir. Nitekim somut dosyada işletmeci hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna azmettirmeden, çalışan hakkında ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkumiyet hükmü kurulmuş ve bu hükümler Yargıtay incelemesinden geçmiştir.
Bu nedenle işletmeler açısından mesele yalnızca çalışanların olay anındaki kişisel davranışlarından ibaret değildir. İşletmenin müşterisi olmayan kişilerin kıyıdan uzaklaştırılmasına yönelik genel bir talimat verilmesi de ceza hukuku açısından ayrıca önem taşıyabilir.
Her Plaj Tartışması Otomatik Olarak Suç Değildir
Ancak kararın kapsamını doğru çizmek gerekir. Yargıtay'ın kararı, özel işletmelerin hiçbir düzenleme yapamayacağı veya sahilde meydana gelen her tartışmanın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturacağı anlamına gelmez.
Önemli olan müdahalenin yapıldığı alanın hukuki niteliği, kişinin orada bulunma hakkı, işletmenin müdahale konusunda hukuki yetkisinin bulunup bulunmadığı ve kişiyi uzaklaştırmak için kullanılan yöntemin niteliğidir. Özellikle tehdit veya cebir kullanılması ceza hukuku bakımından değerlendirmeyi ağırlaştırabilir. Bu nedenle somut olayın koşulları incelenmeden yalnızca plajdan çıkarıldı denilerek otomatik biçimde suçun oluştuğu sonucuna varılamaz.
Kıyıdan Yararlanmak Müşteri Olmaya Bağlanamaz
Ceza Genel Kurulunun yaklaşımının temelinde çok açık bir hukuki ayrım bulunuyor: Ticari hizmetten yararlanmak ile kıyıdan yararlanmak aynı şey değildir. Bir kişi işletmenin şezlongunu kiralamayabilir, yiyecek veya içecek satın almayabilir ve işletmenin sunduğu ücretli hizmetlerden faydalanmayabilir. Bu durum tek başına onun Anayasa ve Kıyı Kanunu kapsamında herkesin kullanımına açık kıyıda bulunma hakkını ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla kıyının yanında ticari bir işletmenin bulunması, anayasal olarak kamunun kullanımına açık alan üzerinde mutlak bir özel mülkiyet yetkisi yaratmaz.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2022/82 E., 2025/98 K. sayılı kararının verdiği temel hukuki mesaj da burada ortaya çıkmaktadır: Bir işletmenin ticari hakkı, vatandaşın anayasal kıyıdan yararlanma hakkının önüne geçmez. Kıyıda bulunma hakkına sahip kişinin tehdit veya cebir kullanılarak buradan uzaklaştırılması ise şartları oluştuğunda artık bir işletme tartışması olmaktan çıkar ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu kapsamında ceza hukukunun konusu haline gelebilir.
#Hukuk #Yargıtay #KıyıKanunu #CezaHukuku #KişiyiHürriyetindenYoksunKılma #TCK109 #Kıyılar #HukukiBilgi #Ekubo