Bir ses kaydını açıyorsunuz ve birkaç saniye sonra aklınızdan şu geçiyor. Ben gerçekten böyle mi konuşuyorum? Sesiniz size daha ince, daha yabancı, hatta bazen biraz tuhaf geliyor. Oysa çevrenizdeki insanlar şaşırmıyor. Çünkü kayıttaki ses onlara zaten oldukça tanıdık. Asıl farklı bir ses duymaya alışmış olan sizsiniz.
Konuşurken kendi sesimizi iki farklı yoldan duyarız. Sesimizin bir bölümü havada ilerleyerek kulaklarımıza ulaşır. Ancak aynı anda ses tellerimizin oluşturduğu titreşimler kafatasımızdaki kemikler ve dokular üzerinden de iç kulağa aktarılır. Buna kemik iletimi denir. Bu ikinci yol özellikle daha düşük frekansların algılanmasını güçlendirebildiği için kendi sesimiz bize konuşurken daha dolgun ve daha derin gelebilir.
Bir ses kaydında ise durum değişir. Telefon ya da mikrofon kafatasımızın içindeki titreşimleri kaydetmez. Temel olarak havada ilerleyen sesi yakalar. Kaydı dinlediğimizde kendi sesimizi büyük ölçüde çevremizdeki insanların duyduğu biçime daha yakın şekilde işitiriz. Yıllardır alıştığımız o içeriden gelen katkı ortadan kalkınca beynimiz hemen farkı yakalar.
Gariplik yalnızca sesin incelip kalınlaşmasıyla da ilgili değildir. Beynimiz kendi sesimizi kimliğimizin bir parçası olarak öğrenmiştir. Yıllarca konuşurken duyduğumuz ses ile zihnimizde kendimize ait bir ses oluştururuz. Kayıttaki ses bu beklentiyle tam olarak uyuşmadığında yabancılık hissi ortaya çıkabilir. Bir bakıma kendi yüzünüzü hep aynada görüp bir gün aynasız halinizi görmek gibi. Üstelik kayıt cihazının kalitesi, mikrofonun uzaklığı, bulunduğunuz odanın akustiği ve ses dosyasının işlenmesi de duyduğunuz sesi değiştirebilir. Bu nedenle telefondaki kayıt, başkalarının sizi birebir nasıl duyduğunun kusursuz bir kopyası değildir. Yine de konuşurken kendi kendinize duyduğunuz sesten farklı olması son derece normaldir. Kayıttaki sesinizi duyup bu kim diye düşünürken çevrenizdeki insanlar büyük ihtimalle şaşkınlığınıza şaşırıyordur. Çünkü sizin yeni tanıştığınız o sesle onlar yıllardır tanışıyor.