Bir tartışmanın ortasındasınız. Olay giderek büyüyor ve daha sonra yaşananları ispatlayabilecek başka bir delil bulunmayacağını düşünüyorsunuz. Telefonunuzu çıkarıp kamerayı açmanız özel hayatın gizliliğini ihlal suçu oluşturur mu? Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2017/5122 E., 2018/2516 K. sayılı kararı, bu soruya önemli bir sınır çiziyor: Her izinsiz görüntü kaydı otomatik olarak suç kabul edilemez. Kaydın hangi şartlarda, hangi amaçla yapıldığı ve sonrasında nasıl kullanıldığı somut olay bakımından belirleyici olabilir.
Karara konu olayda sanık, ayrı yaşadığı eşinin babasının evine çocuklarını görmek amacıyla gidiyor ve burada taraflar arasında bir tartışma çıkıyor. Sanık yaşananları kamera ile kaydediyor ve görüntüleri daha sonra soruşturma dosyasına delil olarak sunuyor. Bunun üzerine özel hayatın gizliliğini ihlal suçlaması gündeme geliyor. İlk derece mahkemesi sanığın beraatine karar verirken dosya Yargıtay 12. Ceza Dairesinin önüne geliyor. Daire, 7 Mart 2018 tarihli kararında beraat hükmünü oybirliğiyle onuyor.
Kararın hukuki merkezinde Türk Ceza Kanunu'nun 134. maddesi bulunuyor. Bu madde kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal etmeyi suç olarak düzenliyor ve ihlalin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle gerçekleştirilmesi halinde daha ağır bir yaptırım öngörüyor. Anayasa'nın 20. maddesi de herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkını güvence altına alıyor. Dolayısıyla temel kural açıktır: Bir kişinin özel yaşam alanının hukuka aykırı biçimde görüntülenmesi veya kaydedilmesi ceza hukuku bakımından ciddi sonuçlar doğurabilir. Ancak Yargıtay'ın değerlendirmesi, yalnızca kameranın açılıp açılmadığına değil, kaydın yapıldığı şartlara ve amacına da bakılması gerektiğini ortaya koyuyor.
Yargıtay'ın bu olayda üzerinde durduğu en önemli hususlardan biri, sanığın kendisine yönelen eylemi başka şekilde ispatlama imkanının bulunmamasıydı. Yaşanan olay ani gelişmiş, eldeki delilin kaybolma ihtimali doğmuş ve kayıt eylemi olayın ispatlanması amacıyla gerçekleştirilmişti. Üstelik görüntülerin üçüncü kişilerle paylaşıldığı veya çoğaltılarak dağıtıldığı yönünde bir iddia da bulunmuyordu. Daire bu şartları birlikte değerlendirerek sanığın hukuka aykırı hareket etme bilinciyle davranmadığını kabul etti ve beraat kararında hukuka aykırılık görmedi.
Kararın delil hukuku bakımından da önemli bir yönü bulunuyor. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 217. maddesine göre yüklenen suç, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispatlanabilir. Buna karşılık hukuka aykırı biçimde elde edilen delillerin ceza yargılamasında kullanılmasına anayasal ve kanuni sınırlamalar getirilmiştir. Bu nedenle bir görüntü kaydının yalnızca gerçeği göstermesi yeterli değildir. Kaydın elde edilme biçiminin de hukuk düzeni tarafından korunabilir olması gerekir. Yargıtay'ın söz konusu kararında öne çıkan yaklaşım, ani gelişen ve başka türlü ispat imkanının bulunmadığı bir olayda, kaybolabilecek delili korumak amacıyla yapılan kayıt ile özel hayatı hukuka aykırı biçimde gözetleme veya kayıt altına alma arasında ayrım yapılmasıdır.
Ancak karar, "Bir kavga veya tartışma varsa istediğiniz kişiyi istediğiniz şekilde kaydedebilirsiniz" anlamına gelmez. Önceden planlanmış gizli kayıtlar, özel hayatı sistematik biçimde izleme, olayın başka delillerle kolaylıkla ispatlanabildiği durumlar veya kaydın asıl amacının delil elde etmek yerine kişinin mahremiyetine müdahale etmek olduğu haller aynı hukuki korumadan yararlanmayabilir. Özellikle elde edilen görüntünün sosyal medyada yayımlanması, mesaj gruplarına gönderilmesi veya üçüncü kişilere dağıtılması ayrıca değerlendirilmelidir. TCK'nın 134. maddesi özel hayata ilişkin görüntü veya seslerin hukuka aykırı olarak ifşasını ayrıca suç olarak düzenlemektedir.
Bu nedenle kararın belki de en önemli ayrımı "kayıt" ile "ifşa" arasındadır. Somut olayda görüntülerin kamuoyuna yayılması değil, soruşturma makamlarına delil olarak sunulması söz konusudur. Bir kişinin kendisine yönelik eylemi ispatlamak amacıyla zorunlu şartlar altında kayıt yapmasıyla aynı görüntüyü sosyal medyada paylaşması hukuken aynı davranış değildir. İlk durumda delilin korunması ve hak arama amacı tartışılırken ikinci durumda kaydın üçüncü kişilere açıklanması nedeniyle özel hayatın korunmasına ilişkin farklı ceza hükümleri gündeme gelebilir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2017/5122 E., 2018/2516 K. sayılı kararı bu nedenle günlük yaşam açısından oldukça önemli bir sınır çiziyor. Kamera kaydı almak tek başına ve her durumda suç olmadığı gibi, "delil topluyorum" demek de her kaydı kendiliğinden hukuka uygun hale getirmez. Somut olayın ani gelişmesi, başka türlü ispat imkanının bulunmaması, delilin kaybolma ihtimali, kaydın yalnızca ispat amacı taşıması ve görüntülerin üçüncü kişilere yayılmaması birlikte önem kazanır. Hukukun aradığı temel denge, kişinin özel hayatını korurken bir yandan da haksız bir eyleme maruz kalan kişinin elindeki tek delili muhafaza edebilmesine imkan tanımaktır.
#Hukuk #Yargıtay #CezaHukuku #KameraKaydı #Delil #ÖzelHayatınGizliliği #TCK134 #HukukiBilgi #Ekubo