İstanbul’un Fener semtinde, dışarıdan bakıldığında şaşırtıcı derecede sade görünen bir yapı var. Ne devasa surları var ne de bir devlet sarayını andıran ihtişamı. Ama bu kapıların ardında, Roma İmparatorluğu’ndan Bizans’a, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar uzanan çok uzun bir tarih saklı. Burası Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi. Peki Patrikhane’yi kim kurdu? Fatih Sultan Mehmet mi yaptırdı? Osmanlı neden ortadan kaldırmadı? Ve bugün gerçekten ne kadar güçlü? Önce en çok karıştırılan noktadan başlayalım Patrikhane’yi Fatih Sultan Mehmet kurmadı. İstanbul Kilisesi’nin kökeni Hristiyanlığın ilk dönemlerine kadar götürülür. Patrikhane geleneği, İstanbul henüz Konstantinopolis olmadan önce buradaki Hristiyan cemaatinin kuruluşunu Havari Andreas’a bağlar Konstantinopolis’in Roma İmparatorluğu’nun yeni başkenti haline gelmesiyle şehirdeki piskoposluk da giderek yükseldi. 381’de toplanan İkinci Ekümenik Konsil, Konstantinopolis piskoposuna Roma’dan sonra gelen bir onur sırası tanıdı. Böylece şehir yalnızca imparatorluğun siyasi başkenti değil, Hristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri haline geldi.
Sonra takvimler 1453’ü gösterdi. Konstantinopolis düştü. Bizans İmparatorluğu tarihe karıştı. Fakat şehirdeki Ortodoks Kilisesi ortadan kaldırılmadı. Fatih Sultan Mehmet, Roma ile kiliselerin birleşmesine karşı çıkmış önemli bir din adamı olan Georgios Scholarios’un patriklik adıyla II. Gennadios’un patrik seçilmesini destekledi. Osmanlı düzeninde patrik yalnızca ibadet yöneten bir din adamı değildi Zaman içinde Ortodoks cemaatinin evlilik, boşanma, miras, eğitim ve cemaat düzeni gibi çeşitli meselelerinde önemli yetkilere sahip olan bir makamın başına geçti. Bu nedenle Osmanlı dönemindeki patriklik makamının etkisi, bugünkü yalnızca dini yetkiler üzerinden düşünülürse tam olarak anlaşılamaz. Ancak bugün Fener’de gördüğümüz Patrikhane binası da Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış değildir. Fetihten sonra patriklik merkezi İstanbul içerisinde birkaç kez yer değiştirdi. Bir dönem Pammakaristos Manastırı yani bugünkü Fethiye Camii çevresi patriklik merkezi olarak kullanıldı. Daha sonra farklı yerlere taşınan merkez, 1601 civarında Fener’deki Aya Yorgi Kilisesi’ne yerleşti. Patrik II. Matthaios döneminde eski bir manastır kilisesi patriklik kullanımına dönüştürüldü Kilise 1614’te yenilendi, 1720’deki yangının ardından yeniden yapıldı ve 1836’da tekrar kapsamlı biçimde onarıldı. Bugün gördüğümüz yapı bu uzun değişimlerin sonucudur.
İşte hikayenin en dikkat çekici taraflarından biri burada başlıyor. Çünkü Patrikhane’nin gücü hiçbir zaman binasının büyüklüğüyle ölçülmedi. Ortodoks Hristiyanlık, Katolik Kilisesi gibi bütün kiliselerin üzerinde mutlak yetkiye sahip tek bir Papa tarafından yönetilen merkezi bir yapı değildir. Birden fazla bağımsız, yani otosefal Ortodoks kilisesi bulunur. İstanbul Patriği ise Ortodoks geleneğinde tarihsel bir onur önceliğine sahiptir. Bu konum, diğer bütün Ortodoks patrikleri ve kiliseleri üzerinde bir hükümdarın yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez. Yani Fener’de oturan Patrik, Ortodoksların Papası değildir. Fakat sıradan bir yerel din adamı da değildir İstanbul Patrikhanesi kendisini Ekümenik Patrikhane olarak adlandırır ve dünya Ortodoksluğu içerisindeki tarihsel önceliğini vurgular Patrikhanenin uluslararası kilise ilişkilerinde, Ortodokslar arası temaslarda ve diğer Hristiyan mezhepleriyle yürütülen diyaloglarda önemli bir sembolik ve ruhani ağırlığı bulunmaktadır. Fakat Türkiye açısından çok önemli bir ayrım vardır.
Türkiye, Patrikhane’nin ekümenik sıfatının kendisine Türkiye üzerinde siyasi veya idari bir yetki kazandırdığı yorumunu kabul etmemektedir. Lozan Antlaşması’nın metninde Patrikhane’ye özel bir madde de bulunmamaktadır. Patrikhane’nin statüsü ve ekümeniklik kavramının anlamı bu nedenle uzun yıllardır farklı hukuki ve kilisevi yorumların konusu olmuştur. Bu ayrım, Patrikhane’nin gerçek gücünü anlamanın anahtarıdır. Fener’in ordusu yoktur. Toprağı yoktur. Bir devlet değildir. Türkiye içerisinde egemen siyasi yetkiye sahip değildir. Ama yaklaşık iki bin yıllık bir kilise geleneğinin merkezlerinden birini temsil eder. Belki de bu nedenle Patrikhane’nin hikayesindeki en çarpıcı görüntü, Fener’deki binanın kendisidir. Dünyanın en eski ve en büyük imparatorluklarından birinin eski başkentinde, dar sokakların arasında bulunan mütevazı bir kompleks… Fakat kapısından içeri girdiğinizde yalnızca bir kiliseye değil, Konstantinopolis’in Hristiyan geçmişinin yaşayan katmanlarından birine girersiniz.
Aya Yorgi Patriklik Kilisesi’nde yüzyıllar boyunca farklı merkezlerden buraya taşınmış ikonalar ve kutsal emanetler bulunur. Patrikhane kayıtlarına göre Pammakaristos’tan getirilen 11. yüzyıla tarihlenen bazı ikonalar da burada korunmaktadır. İmparatorluklar değişti Bizans sona erdi. Osmanlı doğdu, büyüdü ve tarihe karıştı. Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. İstanbul’un adı, nüfusu, sokakları ve siyasi düzeni değişti. Ama Fener’deki patriklik makamı yaşamaya devam etti. Belki Patrikhane’nin asıl gücünü anlatan şey de budur. Gücü bir ordudan değil, yüzyıllardır devam eden kurumsal hafızasından etkisi bir ülkenin sınırlarından değil, Ortodoks dünyasındaki tarihsel ve ruhani konumundan gelir. Ve İstanbul’un kalabalığı içinde önünden fark etmeden geçebileceğiniz o sade kapının ardında, yaklaşık iki bin yıllık bir geleneğin izleri hala yaşamaya devam ediyor.