Bir laboratuvar masasındaki bilgi kendi başına iyi ya da kötü değildir. Aynı periyodik tabloya bakan bir bilim insanı insanların yaşamını uzatacak bir ilaç geliştirebilir, başka biri aynı bilimsel birikimi insanlara veya çevreye zarar verecek amaçlarla kullanabilir. Bu nedenle kimyanın iki yüzünden söz ederken aslında iki ayrı kimyadan değil, aynı bilginin farklı amaçlarla kullanılmasından söz ediyoruz. Hayat kurtaran da o, yok eden de. Aradaki çizgiyi belirleyen çoğu zaman elementlerin kendisi değil, hangi maddelerin hangi miktarda, hangi koşullarda ve hangi amaçla kullanıldığıdır. İnsanlık tarihi boyunca kimya hastalıkları tedavi etti, içme suyunu güvenli hale getirdi, gıdaların korunmasını sağladı ve modern yaşamın temelini oluşturdu. Fakat aynı bilim alanı zehirlerin, bağımlılık yapıcı maddelerin ve savaşlarda kullanılan kimyasal ajanların geliştirilmesinde de kullanıldı.
Bu çelişkiyi anlamanın en iyi yollarından biri ilaçlara bakmaktır. Bir ilacın yararlı olabilmesi yalnızca içinde hangi maddenin bulunduğuna bağlı değildir. Dozu, kişinin sağlık durumu, diğer ilaçlarla etkileşimi ve kullanım süresi de sonucu değiştirebilir. Farmakolojinin temel kavramlarından biri bu nedenle terapötik aralıktır. Bir madde belirli bir doz aralığında tedavi sağlayabilirken çok daha yüksek miktarlarda toksik hale gelebilir. Ağrı kesiciler bunun günlük hayattaki en anlaşılır örneklerindendir. Önerilen miktarlarda kullanılan bazı ilaçlar ağrıyı ve ateşi kontrol ederken aşırı doz ciddi organ hasarına neden olabilir. Yüzyıllar önce Paracelsus'un ortaya koyduğu ve bugün de toksikolojinin temel düşüncelerinden biri kabul edilen yaklaşım tam olarak buraya işaret eder: Bir maddenin zehir olup olmadığını anlamak için yalnızca maddenin adına değil, maruz kalınan miktara da bakmak gerekir.
Benzer bir durum temizlik ve dezenfeksiyon kimyasında karşımıza çıkar. Modern toplumda mikroorganizmaların yayılmasını azaltmak için kullanılan dezenfektanlar hastanelerden evlere kadar hayatımızın içindedir. Ancak bir ürünün mikroorganizmaları öldürebilmesi, onun her koşulda zararsız olduğu anlamına gelmez. Temizlik ürünlerini üreticinin talimatlarına aykırı biçimde karıştırmak tehlikeli gazların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu yüzden kimya yalnızca hangi maddelerin işe yaradığını değil, hangi maddelerin bir araya getirilmemesi gerektiğini de öğretir. Aynı şişe doğru kullanıldığında hijyen sağlar, yanlış kullanıldığında sağlık tehdidine dönüşebilir. Buradaki fark ürünün değişmesinden değil, kimyasal davranışının göz ardı edilmesinden kaynaklanır.
Tarım da kimyanın bu ince çizgisinin görüldüğü alanlardan biridir. Bitkilerin gelişmesi için azot, fosfor ve potasyum gibi besin elementlerine ihtiyaç vardır ve modern gübreler dünyanın çok daha büyük bir nüfusu besleyebilmesine önemli katkılar sağlamıştır. Fakat bazı endüstriyel kimyasalların özellikleri onları kötüye kullanıma da açık hale getirebilir. Tarihte tarımsal veya endüstriyel amaçlarla üretilen maddelerin şiddet amacıyla kötüye kullanıldığı örnekler bulunmaktadır. Buradaki mesele kimyasalın nasıl üretileceğini bilmekten çok daha büyük bir soruyu ortaya çıkarır: İnsanlığa yarar sağlamak için geliştirilen bilimsel bilgi, zarar vermek amacıyla kullanıldığında sorumluluk kime aittir? Bu nedenle günümüzde bazı kimyasal maddelerin üretimi, depolanması, taşınması ve satışı sıkı kurallara tabidir.
Tıpta kullanılan maddeler söz konusu olduğunda çizgi daha da hassaslaşır. Anestezi modern cerrahinin temel taşlarından biridir. İnsanların büyük ameliyatları dayanılmaz acılar yaşamadan geçirebilmesi kimya ve tıp tarihinin en büyük ilerlemelerinden biridir. Güçlü ağrı kesiciler de ağır yaralanmalarda, ameliyatlardan sonra ve bazı ciddi hastalıklarda hastaların yaşam kalitesini büyük ölçüde artırabilir. Fakat merkezi sinir sistemi üzerinde güçlü etkiler oluşturan bazı maddeler tıbbi gözetimin dışında kullanıldığında bağımlılık, zehirlenme ve ölüm riskini beraberinde getirebilir. Böylece bir hastane odasında acıyı kontrol etmek için kullanılan kimyasal bilgi ile toplum sağlığını tehdit eden madde kötüye kullanımı arasında son derece keskin bir sınır ortaya çıkar. Moleküllerin ahlakı yoktur. Onların ne amaçla, ne kadar ve hangi denetim altında kullanıldığı vardır.
Kimyanın karanlık tarafının en çarpıcı örneklerinden biri savaş tarihidir. İnsanlık kimyasal tepkimeleri anlamaya başladıkça bu bilgiyi yalnızca üretim ve sağlık için kullanmadı. Özellikle 20. yüzyıldaki savaşlar kimyasal bilginin insanlar üzerinde ne kadar korkunç sonuçlara yol açabileceğini gösterdi. Birinci Dünya Savaşı sırasında kullanılan zehirli gazlar bunun en bilinen örneklerindendir. Daha sonraki yıllarda kimyasal silahların yol açtığı insani felaketler uluslararası yasakların ortaya çıkmasına neden oldu. Bugün Kimyasal Silahlar Sözleşmesi, kimyasal silahların geliştirilmesini, üretilmesini, stoklanmasını ve kullanılmasını yasaklayan uluslararası sistemin temelini oluşturuyor. İlginç olan, kimyasal silahların denetlenmesinde görev alan uzmanların da aynı kimya bilgisini kullanmasıdır. Bir bilgi bir tarafta zararlı bir madde geliştirmek için kötüye kullanılabilirken diğer tarafta onu tespit etmek, etkisini anlamak ve insanları korumak için kullanılabilir.
Bu durum bilim dünyasında çift kullanımlı araştırma olarak bilinen daha geniş bir tartışmanın parçasıdır. Bir araştırma başlangıçta tamamen yararlı bir amaçla yapılabilir ancak ortaya çıkan bilgi daha sonra farklı amaçlarla kullanılabilir. Bu yalnızca kimyaya özgü değildir. Biyoloji, genetik, yapay zeka, nükleer fizik ve siber güvenlik gibi alanlarda da benzer sorunlar bulunur. Bilim insanlarının karşılaştığı soru bu nedenle yalnızca bunu yapabilir miyiz değildir. Bunun yanında bunu yapmalı mıyız, bilgi yanlış ellere geçerse ne olabilir ve riskleri nasıl azaltabiliriz soruları da giderek önem kazanmaktadır. Modern bilim etiğinin önemli bölümü tam olarak bu sorular etrafında şekillenir.
Günlük hayatımızda ise kimyanın iyi tarafını o kadar sık kullanıyoruz ki çoğu zaman fark etmiyoruz. Sabah kullandığımız diş macunundan içtiğimiz temiz suya, buzdolabındaki gıdaların korunmasından hastanelerde kullanılan sterilizasyon yöntemlerine, pillerden boyalara, sabunlardan güneş koruyuculara kadar modern hayat büyük ölçüde kimyanın üzerine kuruludur. Bir enfeksiyonun ilaçla tedavi edilebilmesi, ameliyat sırasında anestezi uygulanması veya kirli suyun arıtılabilmesi bugün sıradan görünebilir. Oysa bunların her biri yüzyıllar boyunca geliştirilen kimya bilgisinin sonucudur. İnsan ömrünün uzamasında ve yaşam koşullarının iyileşmesinde kimyanın katkısı son derece büyüktür.
Bu nedenle kimyayı iyi ve kötü olarak ikiye ayırmak aslında meseleyi fazla basitleştirir. Aynı elementlerden ilaç da üretilebilir, toksik bir madde de. Aynı laboratuvar teknikleri hastalıkları anlamak için de kullanılabilir, insanlara zarar verecek maddeleri araştırmak için de kötüye kullanılabilir. Bilimin kendisi bize doğanın nasıl çalıştığını gösterir ancak bu bilginin hangi amaçla kullanılacağına bilim tek başına karar vermez. Orada insan davranışı, hukuk, etik ve toplumsal sorumluluk devreye girer.
Belki de kimyanın en şaşırtıcı tarafı tam olarak budur. Laboratuvardaki bir molekül bizim niyetimizi bilmez. İyi veya kötü olmak gibi bir özelliği yoktur. İnsanlık aynı bilgiyle hastalıkları yenebilir, temiz su sağlayabilir, milyonlarca insanı besleyebilir ve yaşamı daha güvenli hale getirebilir. Aynı bilgi sorumsuzca veya kasıtlı biçimde kötüye kullanıldığında ise büyük zararlar ortaya çıkabilir. Bu yüzden ilaçla zehir arasındaki ince çizgi bazen kimyasal formülden çok insanın o formülle ne yapmayı seçtiğinde gizlidir. Kimya bize büyük bir güç verir. O gücün insanlığı iyileştiren mi yoksa ona zarar veren mi bir araca dönüşeceğini belirleyen şey ise kimyanın değil, insanın seçimidir.
#Kimya #Bilim #BilimVeEtik #KimyanınİkiYüzü