Yüzyıllardır Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada anlatılan gizemli bir isim vardır. Hızır Kimi anlatılarda ansızın ortaya çıkan bir yolcudur. Kimi zaman yardıma ihtiyaç duyan birinin karşısına çıkan yaşlı bir adam kimi zaman kimliği sonradan anlaşılan bir yabancı, kimi zaman ise doğru yolu gösterip hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolan esrarengiz bir kişidir. Halk arasında kullanılan Hızır gibi yetişmek sözü de tam olarak buradan gelir. Beklenmeyen bir anda gelen yardım zamanla Hızır adıyla özdeşleşmiştir. Fakat Hızır hakkındaki anlatılar yalnızca halk efsanelerinden ibaret değildir. İslam geleneğinde Hızır'la ilişkilendirilen en önemli anlatılardan biri Kur'an'ın Kehf Suresi'nde bulunur. Burada Hz. Musa, Allah tarafından kendisine özel bir bilgi ve rahmet verilmiş bir kul ile karşılaşır. Kur'an metninde bu kişinin adı açıkça Hızır olarak verilmez. Ancak İslam geleneğinde bu gizemli kul büyük ölçüde Hızır ile özdeşleştirilmiştir.
Anlatının en çarpıcı tarafı, Musa'nın bu kişiyle yaptığı yolculuktur. Yolculuk sırasında ilk bakışta anlaşılması son derece güç üç olay yaşanır. Gizemli kişi bir gemiye zarar verir, bir çocuğu öldürür ve kendilerini ağırlamayan bir kasabada yıkılmak üzere olan bir duvarı karşılıksız biçimde onarır. Musa gördüklerine dayanamaz ve her defasında bunun nedenini sorar. Yolculuğun sonunda ise olayların görünenden tamamen farklı nedenleri olduğu açıklanır. Geminin ileride sağlam gemilere el koyan bir hükümdardan korunması amaçlanmıştır. Çocukla ilgili olayın ardında anne ve babasına ilişkin ilahi bilgi bulunduğu anlatılır. Duvarın altında ise iki yetim çocuğa ait bir hazine vardır ve duvarın ayakta kalması, çocuklar büyüyene kadar hazinenin korunmasını sağlayacaktır. Bu kıssa, yüzyıllar boyunca çok güçlü bir düşüncenin sembolüne dönüşmüştür. İnsan gördüğü olayın yalnızca görünen kısmını biliyor olabilir.
Tasavvuf geleneğinde Hızır bu nedenle yalnızca yardım eden gizemli bir kişi olarak değil, insanın sıradan bakışla ulaşamadığı hakikati ve ilahi hikmeti temsil eden bir figür olarak da yorumlanmıştır. Hızır hakkındaki en dikkat çekici inanışlardan biri ise Ab-ı Hayat, yani hayat suyu anlatısıdır. İslam kültüründe ve daha eski anlatı gelenekleriyle iç içe geçen rivayetlerde, dünyanın bilinmeyen bir yerinde ölümsüzlük veya olağanüstü uzun yaşam sağlayan bir hayat suyundan söz edilir. Zaman içerisinde Hızır'ın bu sudan içtiği ve bu nedenle çok uzun bir ömre sahip olduğu, hatta yaşamaya devam ettiği düşüncesi halk inanışlarında yaygınlaşmıştır. Ancak burada önemli bir ayrım vardır. Hızır'ın ölümsüz olduğu düşüncesi Kur'an'da açıkça belirtilmez. Bu düşünce daha çok sonraki dini yorumlarda rivayetlerde, tasavvufi eserlerde ve halk anlatılarında gelişmiştir. Hızır'ın adı özellikle yeşil renk ile ilişkilendirilir. Hızır adının Arapça kökeni de yeşillik ve yeşerme fikriyle bağlantılıdır. Bu nedenle Hızır zaman içerisinde yalnızca yardımın değil; baharın, yeniden doğuşun bereketin ve hayatın devamlılığının da sembollerinden biri haline gelmiştir.
Anadolu'daki Hıdırellez geleneğinin merkezinde de Hızır bulunmaktadır. Yaygın halk inanışında Hızır ile denizlerin hakimi veya koruyucusu olarak düşünülen İlyas'ın yılın belirli bir zamanında buluştuğuna inanılır. Bu buluşma baharın gelişiyle ilişkilendirilmiş dileklerin tutulduğu, ateşlerin yakıldığı ve bereket beklentisinin güçlendiği Hıdırellez geleneklerini doğurmuştur. Yüzyıllar boyunca insanlar Hızır'ın hangi biçimde geleceğinin bilinemeyeceğini anlatmıştır. Belki kapıyı çalan fakir bir yabancıdır. Belki yolunu kaybettiğin sırada sana yön gösteren biridir. Belki hiç tanımadığın halde en zor anında yardım eden bir yolcudur. Bu nedenle Anadolu halk kültüründe yabancıyı küçümsememek, ihtiyaç sahibini geri çevirmemek ve kapıya gelen kişiye iyi davranmak gerektiğini anlatan pek çok Hızır hikayesi ortaya çıkmıştır. Çünkü anlatıya göre insan, karşısındaki kişinin kim olduğunu hiçbir zaman gerçekten bilemez Hızır'ın izleri yalnızca dini metinlerin yorumlarında değil menkıbelerde, tasavvuf edebiyatında, halk hikayelerinde, şiirlerde, türkülerde ve Anadolu'nun yerel söylencelerinde de görülür.
Bazı bölgelerde belirli çeşmelerin, mağaraların, tepelerin, ağaçların veya makamların Hızır'ın uğradığı yerler olduğuna inanılmıştır Başka anlatılarda Hızır geceleri dolaşan, kaybolanlara yol gösteren veya dara düşenlere yardım eden bir figür haline gelmiştir. Belki de Hızır anlatısının yüzyıllardır yaşamaya devam etmesinin nedeni tam olarak budur. Çünkü Hızır yalnızca gizemli bir kişinin hikayesini anlatmaz. İnsanın en çaresiz olduğu anda bile beklemediği bir kapının açılabileceği düşüncesini temsil eder. Ve belki Hızır hakkındaki bütün anlatıların ardında aynı eski soru saklıdır. Hayatının en zor anında karşına çıkan ve sonra bir daha hiç görmediğin o yabancı gerçekten kimdi?