Hititlerden günümüze ulaşan kil tabletler arasında, bugün yalnızca parçalar halinde okuyabildiğimiz oldukça sıra dışı bir anlatı bulunur. Hikayenin merkezinde bir Güneş Tanrısı, güzel bir inek ve bu karşılaşmanın sonucunda dünyaya gelen insan bir çocuk vardır. Anlatıya göre Güneş Tanrısı yeryüzünde gördüğü bir ineğe ilgi duyar. Fakat tanrı ile hayvan farklı dünyalara aittir. Bunun üzerine Güneş Tanrısı genç bir boğa biçimine girerek sürünün arasına karışır ve ineğe yaklaşır. Bir süre sonra inek hamile kalır. Ancak doğum gerçekleştiğinde karşısında bir buzağı değil, insan bir çocuk bulur. Hikayenin en garip noktası da burada başlar.
İnek, doğurduğu yavrunun neden kendisine benzemediğini anlayamaz ve çocuğu kabul etmekte zorlanır. Fakat anlatıyı bilenler için çocuğun farklı oluşunun nedeni açıktır. Babası sıradan bir boğa değil, boğa biçimine girmiş Güneş Tanrısı'dır. Ne yazık ki tabletler eksik ve kırık olduğu için hikayenin bütün ayrıntılarını bugün bilmiyoruz. Bu nedenle çocuğun sonraki kaderi ve anlatının ilk dinleyicilere vermek istediği mesaj konusunda kesin konuşmak mümkün değildir. Elimizde kalan parçalar, olağanüstü bir doğum ve tanrısal müdahaleyle şekillenen bir kader temasının bulunduğunu gösterir.
Bu tuhaf hikaye aynı zamanda Hititlerin dinsel dünyasının ne kadar karmaşık olduğunu da ortaya koyar. Hititler yalnızca kendi Anadolu geleneklerinden değil, Hatti, Hurri, Mezopotamya ve Suriye kültürlerinden gelen çok sayıda tanrı ve anlatıyı kendi dünyalarına dahil etmişlerdi. Bu nedenle Hitit tabletlerinde birbirinden oldukça farklı mitlerle karşılaşmak mümkündür. Boğa figürü de tesadüfi değildir Eski Anadolu ve Yakın Doğu dünyasında boğa güç, bereket ve tanrısal kudretle ilişkilendirilen önemli bir semboldü. Güneş ise yalnızca ışığın kaynağı olarak değil gökyüzünden dünyayı gören ve ilahi düzenle bağlantılı bir güç olarak düşünülüyordu.
Bu nedenle anlatının altında daha büyük bir düşünce bulunur. Gökyüzü ile yeryüzü arasındaki sınır her zaman kapalı değildir. Bir tanrı yeryüzüne iner. Başka bir biçime girer. Bir hayvanla karşılaşır. Ve sonunda iki farklı dünyanın arasında duran insan bir çocuk doğar Fakat hikayenin belki de en etkileyici tarafı, sonunu artık bilmiyor oluşumuzdur. Bir zamanlar Hitit dünyasında anlatılan ve dinleyenlerin muhtemelen tamamını bildiği bu hikayenin bugün elimizde yalnızca kırık parçaları bulunmaktadır. Binlerce yıl önce bir katip bu anlatıyı kile yazdı. İmparatorluk yıkıldı, şehirler terk edildi ve tabletler toprağın altında kaldı. Bugün o parçaları yeniden okuyabiliyoruz fakat hikayenin tamamını geri getiremiyoruz. Bu yüzden Güneş Tanrısının İnekleri, yalnızca garip bir Hitit anlatısı değildir aynı zamanda kadim dünyadan bize ulaşanların, kaybolanların yanında ne kadar az olabileceğini hatırlatan sessiz bir izdir. Çünkü bazen tarihin en büyük gizemi, bir tablette yazanlar değil, kırılan bölümde ne yazdığıdır.