Avrupa’nın gizli cemiyetler tarihinde bazı oluşumlar vardır ki arkalarında büyük saraylar, ordular, açıkça bilinen liderler veya herkesin görebileceği merkezler bırakmadıkları halde yüzyıllar boyunca konuşulmaya devam ederler. Gül Haçlılar, yani Rosicrucianlar, bunların belki de en gizemlilerinden biridir, çünkü onların hikayesinde simya, Hermetik düşünce, Hristiyan mistisizmi, kadim bilgeliğe ulaşma arzusu ve insanın hem kendisini hem de içinde yaşadığı dünyayı dönüştürmesi düşüncesi iç içe geçerken, bütün bunların arkasında başlangıçtan itibaren gerçekten örgütlenmiş gizli bir kardeşliğin bulunup bulunmadığı sorusu bugün bile kesin olarak cevaplanabilmiş değildir. Gül Haçlıların tarih sahnesinde görünür hale gelmesi özellikle 17. yüzyılın başlarında gerçekleşti. 1614 yılında yayımlanan Fama Fraternitatis, 1615’te ortaya çıkan Confessio Fraternitatis ve 1616’da basılan Christian Rosenkreuz’un Kimyasal Düğünü adlı eserler Avrupa’nın entelektüel çevrelerinde büyük bir merak yarattı, çünkü bu metinlerde yalnızca mistik ve felsefi düşüncelerden söz edilmiyor, aynı zamanda bilgiyi kullanarak insanlığı ve toplumu yenilemeyi amaçladığı anlatılan gizli bir kardeşlikten bahsediliyordu.
Bu gizemli anlatının merkezinde ise Christian Rosenkreuz adında bir kişi bulunuyordu. Gül Haç geleneğine göre Rosenkreuz gençliğinde Doğu’ya doğru uzun yolculuklara çıkmış, farklı coğrafyalarda dönemin Avrupa’sında kolaylıkla ulaşılamayan matematik, tıp felsefe ve mistik bilgiler öğrenmiş, daha sonra Avrupa’ya dönerek elde ettiği bilgileri paylaşmaya çalışmış ancak dönemin düşünce dünyasının buna hazır olmadığını görünce az sayıda kişiden oluşan gizli bir kardeşlik kurmuştu. Ne var ki hikayenin en önemli ayrıntılarından biri tam burada ortaya çıkar. Christian Rosenkreuz’un gerçekten yaşamış olduğunu kesin biçimde kanıtlayan tarihsel belgeler bulunmamaktadır ve bu nedenle birçok araştırmacı onun gerçek bir tarikat liderinden çok, Gül Haç düşüncesinin ideallerini temsil etmek amacıyla yaratılmış sembolik veya edebi bir karakter olabileceğini düşünmektedir. Rosenkreuz hakkındaki en dikkat çekici anlatılardan biri ise ölümünden yıllar sonra bulunduğu söylenen gizli mezarıdır. Fama Fraternitatis içerisinde anlatılan hikayeye göre kardeşliğin üyeleri tesadüfen gizli bir kapıya ulaşmış, bu kapının ardında Rosenkreuz’un mezar odasını keşfetmiş ve odanın içerisinde çeşitli kitaplar, geometrik düzenlemeler, semboller ve gizemli nesneler bulmuşlardı. Rosenkreuz’un bedeninin de olağanüstü biçimde korunmuş olduğu anlatılıyordu. Bunun gerçekten yaşandığına ilişkin tarihsel bir kanıt bulunmasa da hikayenin sembolik anlamı son derece güçlüydü çünkü gizli mezar yalnızca ölmüş bir insanın saklandığı yer olarak değil, uzun süre unutulmuş bilginin yeniden keşfedilmesi şeklinde yorumlanabilecek bir sembole dönüşüyordu.
Gül Haç düşüncesini yalnızca karanlık odalarda gizli törenler gerçekleştiren insanların oluşturduğu bir tarikat şeklinde düşünmek ise konuyu fazlasıyla basitleştirir çünkü ilk Gül Haç metinlerinde insan bilgisinin yenilenmesi, doğanın daha iyi anlaşılması, tıbbın geliştirilmesi, dönemin düşünsel ve dinsel sorunlarının sorgulanması ve insanlığın daha kapsamlı bir dönüşüm yaşaması gibi oldukça büyük fikirler bulunuyordu. Bu nedenle Gül Haç hareketi bazı araştırmacılar tarafından yalnızca ezoterik bir gelenek olarak değil Rönesans sonrasında Avrupa’da ortaya çıkan büyük bilimsel, dinsel ve felsefi değişimin sıra dışı yansımalarından biri olarak da değerlendirilir. Gül Haçlıları bu kadar dikkat çekici hale getiren unsurların başında elbette gül ve haç sembolü gelir. Daha sonraki Rosicrucian geleneklerinde gül gizli bilginin açılması, ruhsal gelişim, farkındalık ve insanın iç dünyasındaki dönüşüm gibi kavramlarla ilişkilendirilirken haç dünyevi yaşam, insanın karşılaştığı sınavlar ve Hristiyan mistik geleneğiyle bağlantılı anlamlar kazanmıştır. Ancak bu sembollerin tarih boyunca herkes tarafından kabul edilmiş tek bir açıklaması bulunmaz farklı dönemlerde ortaya çıkan Gül Haç toplulukları Hermetizm, simya, astroloji, Kabala ve mistik Hristiyanlık gibi çeşitli geleneklerden etkilenerek gül ile haça farklı anlamlar yüklemiştir.
Özellikle simya, Gül Haç düşüncesi çevresinde sıkça karşımıza çıkan konulardan biridir. Günümüzde simya denildiğinde insanların aklına çoğunlukla değersiz metalleri altına dönüştürmeye çalışan gizemli kişiler gelse de tarihsel simya çok daha karmaşık bir düşünce dünyasına sahipti maddelerin dönüşümü üzerine yapılan çalışmalar zamanla insanın kendi iç dünyasını değiştirmesi düşüncesiyle de ilişkilendirildi ve böylece değersiz bir metalin altına dönüşmesi, bazı ezoterik yorumlarda sıradan insan bilincinin bilgi, deneyim ve disiplin aracılığıyla daha gelişmiş bir farkındalığa ulaşmasının sembolüne dönüştü. Bu nedenle Gül Haç düşüncesindeki gerçek hazinenin her zaman fiziksel altın olmadığı, asıl dönüşümün insanın kendi içinde gerçekleşmesi gerektiği fikri giderek önem kazandı Ancak Gül Haçlıların tarihindeki en büyük soru hala ortada durmaktadır. Bu gizli kardeşlik gerçekten var mıydı. İlk manifestolar yayımlandıktan sonra Avrupa’nın farklı bölgelerinde birçok düşünür bu gizemli topluluğa ulaşmaya çalışmış, bazı kişiler Gül Haçlılara hitaben açık mektuplar yayımlamış ve kardeşliğe katılmak istediklerini duyurmuşlardı buna rağmen manifestolarda anlatıldığı biçimiyle merkezi, üyeleri ve örgütsel yapısı kesin biçimde gösterilebilen büyük bir Gül Haç örgütünün varlığı kanıtlanamadı.
İşte bu durum Gül Haç tarihinin belki de en büyüleyici ihtimalini ortaya çıkarır. Ya başlangıçta ortada gerçek anlamda büyük bir tarikat değil insanları düşünmeye ve dünyayı değiştirmeye çağırmak amacıyla yaratılmış sembolik bir kardeşlik fikri varsa. Manifestolar gerçek bir örgütün kendisini dünyaya duyurması olabileceği gibi, dönemin bilimsel, dinsel ve toplumsal düzenini eleştiren alegorik bir reform çağrısı da olabilirdi. Daha sonraki yüzyıllarda ise Gül Haç adını, sembollerini ve düşüncelerini kullanan gerçek toplulukların ortaya çıktığı bilinmektedir bu nedenle 17 yüzyıldaki ilk Rosicrucian gizemiyle sonraki dönemlerde kurulan Gül Haç örgütlerini birbirinden ayırmak gerekir. Gül Haçlılarla ilgili en fazla merak edilen konulardan biri de Masonluk ile aralarında bir bağlantı bulunup bulunmadığıdır. Özellikle sonraki dönemlerde bazı Masonik sistemlerde Rosicrucian düşüncesini hatırlatan semboller ve Rose Croix gibi dereceler ortaya çıkmış, bu durum iki gelenek arasında çeşitli düşünsel ve sembolik etkileşimlerin bulunduğu yönündeki tartışmaları güçlendirmiştir ancak buradan hareketle Masonluğun doğrudan Gül Haçlılar tarafından kurulduğunu veya iki yapının aslında aynı örgüt olduğunu söylemek için yeterli tarihsel kanıt bulunmamaktadır. Daha güçlü ihtimal, Avrupa’nın ezoterik düşünce ortamında Hermetizm, simya, mistik Hristiyanlık ve sembolik kardeşlik düşüncelerinin farklı çevreler arasında dolaşması ve zaman içerisinde birbirlerini etkilemesidir.
Belki de Gül Haçlıların yüzyıllardır unutulmamasının gerçek nedeni tam olarak budur karşımızda tek bir tarihte kurulmuş, tek bir lider tarafından yönetilmiş ve yüzyıllar boyunca hiç değişmeden varlığını sürdürmüş sıradan bir örgütten çok, bir dönemden diğerine aktarılan gizemli bir fikir bulunmaktadır. Bir dönem simyanın diliyle ortaya çıkan bu düşünce başka bir dönemde mistisizmin, başka bir dönemde ezoterik felsefenin içerisinde yeniden belirmiş ve Gül Haç sembolü her seferinde biraz daha farklı anlamlar kazanmıştır. Bu yüzden Gül Haçlılar kimdi sorusuna yalnızca gizli bir tarikattı şeklinde cevap vermek yeterli değildir tarihsel açıdan baktığımızda 17 yüzyıl Avrupa’sında ortaya çıkan gizemli manifestoları, efsanelere baktığımızda Doğu’nun kayıp bilgilerini Avrupa’ya getirdiği söylenen Christian Rosenkreuz’u, ezoterik açıdan baktığımızda simya ve Hermetik düşünceyi, sembolik açıdan baktığımızda ise insanın kendi içindeki dönüşüm arayışını görürüz.
Fakat bütün efsaneleri bir kenara bıraktığımızda bile geriye son derece ilginç bir tarihsel gerçek kalır. Dört yüz yıldan uzun süre önce Avrupa’da birkaç gizemli metin yayımlandı, bu metinler görünmeyen bir kardeşlikten söz etti ve insanlar yüzyıllar boyunca bu kardeşliğin gerçekten var olup olmadığını araştırmaya devam etti. Belki de Gül Haçlıların en büyük sırrı sakladıkları iddia edilen kitaplarda, gizli toplantılarında veya bulunamayan merkezlerinde değildir belki asıl sır, dört yüzyıldan fazla zaman geçmesine rağmen insanlara hala aynı soruyu sordurabilmeleridir. Gül Haç kardeşliği gerçekten hiç var olmadıysa, nasıl oldu da yüzyıllar boyunca bu kadar büyük bir iz bırakabildi.