1949 yılında Güney Afrika'nın kontrolündeki, Hint Okyanusu'nun güneyinde bulunan Marion Adası'nda küçük görünen bir sorun vardı: fareler. İnsanların adaya ulaşmasından çok önce gemiler ve fok avcılarıyla taşındığı düşünülen ev fareleri burada doğal düşmanlarının bulunmadığı bir ortamda çoğalmıştı. Güney Afrika'nın 1948'de adada kalıcı bir meteoroloji istasyonu kurmasının ardından fareler istasyon çevresinde de ciddi bir sorun haline geldi. Çözüm ise ilk bakışta son derece basit görünüyordu. Fareleri ne avlar? Kediler. Böylece 1949'da meteoroloji istasyonundaki fareleri kontrol etmek amacıyla adaya beş evcil kedi getirildi. O gün hiç kimse muhtemelen bu beş hayvanın birkaç on yıl içinde binlerce kediye dönüşeceğini ve adanın kuşları için farelerden çok daha büyük bir tehdide dönüşeceğini tahmin etmiyordu.
Sorun kedilerin fareleri avlayamaması değildi. Asıl sorun adada farelerden çok daha kolay yakalanabilecek başka canlıların bulunmasıydı. Marion Adası milyonlarca deniz kuşunun üreme alanıydı ve bu kuşların bir bölümü yerde veya toprak altındaki yuvalarda ürüyordu. Ada ekosisteminde doğal olarak kara memelisi yırtıcılar bulunmadığından kuşların kedilere karşı geliştirilmiş etkili savunmaları yoktu. Bir kedi açısından bakıldığında sonuç oldukça basitti: Çalılıkların arasında hareket eden küçük bir fareyi kovalamak yerine yuvasında bulunan bir deniz kuşunu yakalamak çok daha kolay olabiliyordu. Kediler kısa süre içinde vahşileşti ve meteoroloji istasyonunun çevresinden adanın diğer bölgelerine yayılarak deniz kuşlarını avlamaya başladı. Daha 1950'lerin başında ilk kedilerin yavrularının vahşileştiği ve küçük petrelleri avladığı kaydedilmişti.
Beş kedinin oluşturduğu nüfusun büyümesi ise inanılmaz boyutlara ulaştı. 1975 yılı için yapılan bilimsel tahmin, Marion Adası'nda yaklaşık 2.136 kedi bulunduğunu gösteriyordu. Başka bir deyişle birkaç on yıl önce bir elin parmaklarını geçmeyen sayı artık binlerle ifade ediliyordu. Daha da çarpıcı olan kedilerin beslenme biçimiydi. Tahminlere göre vahşi kediler yılda yaklaşık 450 bin deniz kuşunu öldürüyordu. Özellikle yerde ve oyuklarda yuvalayan petreller ağır kayıplar verdi. Marion Adası'ndaki common diving petrel popülasyonunun ortadan kalkması da kedilerin predasyonuyla ilişkilendirildi. Fare sorununu azaltmak amacıyla getirilen birkaç hayvan böylece adanın doğal kuş toplulukları üzerinde başlı başına yeni bir baskıya dönüşmüştü.
Olayın en çarpıcı tarafı kedilerin özel olarak tehlikeli hayvanlar olması değildi. Kedi, kendi doğal avcılık davranışını gerçekleştiriyordu. Felaketin nedeni onun yanlış ekosisteme insan eliyle yerleştirilmesiydi. Özellikle izole adalar bu konuda son derece hassastır. Binlerce veya milyonlarca yıl boyunca kara yırtıcıları olmadan gelişen kuş türleri, bir anda ortaya çıkan memeli avcıya karşı hazırlıksız olabilir. Uçabilen bir deniz kuşunun bile yuvasına döndüğünde yumurtasını veya yavrusunu koruması gerekir. Toprak altında yuva yapan türlerde durum daha da tehlikelidir. Kedinin önünde kaçabilecek yetişkin kuştan çok, kolay ulaşılabilen yumurtalar ve yavrular bulunabilir. Böylece yalnızca mevcut kuşlar öldürülmez, gelecek neslin oluşması da engellenir.
İnsanlar sonunda kedilerin farelerden daha büyük bir ekolojik probleme dönüştüğünü fark ettiğinde ise ikinci ve çok daha zor bir problem ortaya çıktı: Binlerce vahşi kediyi devasa ve zorlu bir adadan nasıl uzaklaştıracaksınız? Kontrol çalışmaları yıllarca sürdü. 1970'lerin sonlarında kedi popülasyonunu azaltmak amacıyla kedi panlökopeni virüsü kullanıldı ve nüfus önemli ölçüde düştü. Daha sonra avlanma ve tuzaklama dahil farklı yöntemler devreye sokuldu. Yalnızca 1986'da başlayan yoğun eradikasyon programının ilk dört yılında yüzlerce kedi uzaklaştırıldı. Sayıları azaldıkça kalan kedileri bulmak giderek zorlaştı. Sonunda 1991'e gelindiğinde kediler Marion Adası'ndan ortadan kaldırılmıştı. Beş hayvanı adaya götürmek kolay olmuştu. Onların oluşturduğu nüfusu ortadan kaldırmak ise yıllar süren sistematik bir çalışma gerektirdi.
Fakat hikayenin insanı şaşırtan kısmı burada bitmiyor. Kediler ortadan kaldırıldı ama başlangıçtaki problem olan fareler adada kaldı. Üstelik bugün Marion Adası'nın en önemli çevre sorunlarından biri yine bu fareler. Ev fareleri yalnızca bitkiler ve omurgasızlarla beslenmiyor, deniz kuşlarının yavrularına da saldırabiliyor. Son yıllarda albatroslar dahil büyük deniz kuşlarına yönelik fare saldırıları kaydedildi. Günümüzde Güney Afrika hükümeti ile BirdLife South Africa'nın ortak Mouse-Free Marion projesi, adadaki istilacı fareleri ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Yani yaklaşık iki yüzyıl önce insanların istemeden getirdiği farelerle başlayan hikaye, fareleri yok etmek için getirilen kedilerle ikinci bir istilaya dönüştü; kediler ortadan kaldırıldıktan onlarca yıl sonra ise insanlar hâlâ ilk hatanın sonuçlarını düzeltmeye çalışıyor.
Marion Adası olayı ekoloji açısından çok önemli bir ders bıraktı. Doğada bir problemi çözmek için başka bir türü sisteme eklemek, kağıt üzerinde son derece mantıklı görünebilir. Fare varsa kedi getirirsiniz, kedi fareyi yer ve problem biter. Fakat ekosistemler bu kadar basit çalışan sistemler değildir. Yeni gelen avcı hangi hayvanı yakalamanın daha kolay olduğuna, hangi besinin daha bol bulunduğuna ve hangi ortamda yaşayabildiğine göre davranır. İnsanların ona verdiği görevi yerine getirmek zorunda değildir. Marion Adası'ndaki kediler de fare avlamak için getirildiklerini bilmiyordu. Önlerinde savunmasız deniz kuşları olduğunda doğalarının gerektirdiği şeyi yaptılar.
Belki de Marion Adası'nın hikayesindeki en çarpıcı sayı 2 bin kedi veya yılda 450 bin kuş değildir. Asıl çarpıcı sayı başlangıçtaki beştir. Ekolojik açıdan hassas bir yere yalnızca birkaç yabancı hayvan bırakıldı ve bunun sonuçları onlarca yıl sürdü. Üstelik kediler ortadan kaldırıldığında ada eski haline bir anda dönmedi. Ekosistemlerde kaybolan popülasyonların toparlanması yıllar alabilir, bazı kayıplar ise geri döndürülemez. Marion Adası bu nedenle bugün yalnızca sıra dışı bir kedi hikayesi olarak değil, insanın doğaya yaptığı küçük bir müdahalenin nasıl öngörülemeyen sonuçlar doğurabileceğinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak hatırlanıyor. Beş kedi fareleri ortadan kaldırmak için adaya götürülmüştü. Sonunda insanlar farelerle birlikte, fareleri yok etmek için getirdikleri kedilerle de mücadele etmek zorunda kaldı.