Binlerce yıl önce Sümerler, insanın neden var olduğunu ve neden herkesin aynı bedene sahip olmadığını açıklamaya çalışan oldukça sıra dışı bir hikaye anlatıyordu. Enki ve Ninmah adıyla bilinen bu kadim anlatının başlangıcında dünyada insanlar henüz yoktu ve tanrılar yaşamın devam etmesi için gereken ağır işleri kendileri yapmak zorundaydı. Kanallar açıyor, toprağı işliyor ve giderek bu yükten yoruluyorlardı. Tanrıların şikayetleri artınca bilgelik tanrısı Enki bir çözüm buldu. Tanrıların yükünü paylaşacak yeni bir varlık yaratılacaktı.
İnsan. Enki, insanın Abzu'yla ilişkilendirilen kilden şekillendirilmesini söyledi. Ana tanrıça Namma, Ninmah ve diğer doğum tanrıçalarının yardımıyla insanı biçimlendirdi. Böylece Sümer anlatısında insan, başlangıçta tanrıların yaptığı işleri üstlenmek amacıyla dünyaya gelmiş oldu. Fakat hikayenin asıl şaşırtıcı bölümü bundan sonra başlıyor. Yaratılışın ardından tanrılar bir şölen düzenledi. Enki ile Ninmah arasında insan bedeni üzerine garip bir meydan okuma başladı. Ninmah farklı özelliklere ve bedensel sınırlılıklara sahip insanlar yaratacak, Enki ise onların dünyadaki kaderini belirleyecekti. Ninmah önce ellerini kullanmakta zorlanan bir insan yarattı. Enki onu dışlamak yerine ona toplum içerisinde bir görev verdi. Ardından farklı bedensel özelliklere sahip başka insanlar yaratıldı. Enki her defasında onların yaşayabileceği ve toplum içerisinde yer alabileceği bir konum belirlemeye çalıştı.
Sonunda Ninmah daha da ileri gitti. Fakat bu kez Enki oyunu tersine çevirdi. Enki bir insan yaratacak, onun kaderini Ninmah belirleyecekti Enki metinde Umul adıyla geçen son derece güçsüz bir varlık yarattı. Umul kendi ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlanıyordu. Ninmah ona baktı fakat bu kez uygun bir kader belirlemekte zorlandı. Anlatının bazı bölümleri kırık tabletler nedeniyle günümüze eksik ulaştığı için bundan sonra yaşananların bütün ayrıntılarını bilmiyoruz. Ancak hikayenin sonunda Enki'nin bilgeliğinin üstün geldiği anlaşılıyor. Enki ve Ninmah anlatısını ilginç yapan da tam olarak burası. Sümerler insanı başlangıçtan itibaren kusursuz ve tek biçimli bir varlık olarak anlatmadılar. Farklılık, kırılganlık ve bedensel sınırlar insanın yaratılış hikayesinin içine yerleştirildi. Enki ise ortaya çıkan her insan için dünyada bir yer bulmaya çalıştı.
Bu düşünceyi günümüzün eşitlik veya engellilik anlayışıyla birebir aynı görmek doğru olmaz sonuçta karşımızda yaklaşık dört bin yıllık bambaşka bir toplumun dünyaya bakışı bulunuyor. Ancak böylesine eski bir metnin insan bedenindeki farklılıkları yaratılışın merkezine koyması oldukça dikkat çekici. Belki de Sümerlerin bize bıraktığı asıl soru insanın nasıl yaratıldığı değil, çok daha düşündürücü bir soruydu. İnsan kusursuz olmadığı halde, dünyadaki yerini nasıl bulur?