Bazı ilişkilerde sorun, doğru kelimeleri bulamamak, yeterince anlayışlı davranamamak ya da karşı tarafın ne istediğini çözememek değildir asıl sorun, karşındaki kişinin senden aynı anda birbiriyle çelişen şeyler beklediği, hangi yolu seçersen seç sonunda eleştirileceğin ve zamanla Ben ne yaparsam doğru olacak diye düşünmeye başlayacağın bir iletişim düzeninin içinde kalmandır. İşte bu tür çelişkili durumları anlamak için kullanılan kavramlardan biri double bind, Türkçede yaygın karşılığıyla çifte açmazdır. Double bind kavramı, 1950'lerde antropolog ve düşünür Gregory Bateson ve çalışma arkadaşlarının iletişim örüntülerine ilişkin çalışmalarında geliştirilmiş, sonraki yıllarda özellikle aile iletişimi ve ilişkilerdeki çelişkili mesajları açıklamak için daha geniş bir çerçevede ele alınmıştır. Kavramın temelinde, kişinin birbiriyle uyuşmayan mesajlar veya beklentiler arasında bırakılması ve bu çelişkiyi sağlıklı biçimde çözmesinin zorlaşması vardır; yani mesele yalnızca iki kötü seçenek arasında kalmak değil, iletişimin farklı katmanlarının birbirini geçersiz kıldığı bir açmazın oluşmasıdır.
Gündelik hayatta bunun nasıl hissedilebileceğini görmek için çok basit bir örnek yeterlidir Karşındaki kişi senden duygularını açıkça söylemeni ister, fakat sen gerçekten ne hissettiğini anlattığında Her şeyi büyütüyorsun diyerek seni eleştirir bunun üzerine daha az konuşmaya başladığında ise bu kez Seninle hiçbir şey konuşulmuyor diyerek yine seni suçlar. İlk durumda konuştuğun için, ikinci durumda sustuğun için problem haline gelirsin ve bir süre sonra doğal olarak üçüncü bir seçenek aramaya başlarsın, fakat sorun tam da burada ortaya çıkar çünkü bazen senden beklenen davranış sürekli değiştiği için bulmaya çalıştığın o kusursuz üçüncü seçenek gerçekte hiç yoktur. Benzer bir durum yakınlık konusunda da yaşanabilir sevdiğin insana daha fazla ilgi gösterdiğinde Beni bunaltıyorsun denebilir, biraz geri çekildiğinde ise Artık beni önemsemiyorsun tepkisiyle karşılaşabilirsin. Kendi kararlarını verdiğinde Bencilsin karşı tarafı düşünerek hareket ettiğinde Kendi fikrin yok sınır koyduğunda Çok değiştin sınır koymadığında ise senden daha fazlası beklenebilir. Buradaki kritik nokta tek tek bu cümleler değildir, çünkü sağlıklı ilişkilerde de insanlar zaman zaman çelişkili davranabilir dikkat edilmesi gereken şey, bunun tekrarlayan bir örüntüye dönüşmesi ve kişinin sürekli hangi davranışının kabul edileceğini tahmin etmeye çalışmak zorunda kalmasıdır.
Çifte açmazın en yorucu taraflarından biri de zamanla tartışmanın merkezini karşı tarafın davranışlarından alıp senin davranışlarına taşıyabilmesidir çünkü kişi sürekli Doğru olanı nasıl yaparım sorusuyla uğraşmaya başladığında, başlangıçta sorgulaması gereken şeyin belki de kuralların neden sürekli değiştiği olduğunu unutabilir. Dün doğru kabul edilen davranış bugün yanlış, bugün senden beklenen şey yarın sorun haline geliyorsa, insan bir noktadan sonra karşısındaki kişinin tutarlılığını değil kendi muhakemesini sorgulamaya başlayabilir. Ve tam burada çok önemli bir ayrım vardır. Her çelişkili iletişim manipülasyon değildir. İnsanlar kararsız olabilir, ne istediklerini bilemeyebilir, duygularını kötü ifade edebilir veya söyledikleriyle davranışları zaman zaman birbirini tutmayabilir dolayısıyla bir ilişkide bir kez Gel denilip sonra Biraz yalnız kalmak istiyorum denmesi tek başına double bind ya da bilinçli manipülasyon kanıtı değildir. Sorun, çelişkili beklentilerin tekrar tekrar ortaya çıkması karşı tarafın bu çelişkiyi konuşmaya yanaşmaması ve sonuçta hangi seçeneği tercih edersen et sorumluluğun sürekli sana yüklenmesiyle belirginleşir.
Örneğin bir yönetici çalışanına Biraz daha inisiyatif almalısın diyebilir, çalışan kendi kararını verdiğinde ise Bana danışmadan nasıl karar verirsin diye tepki gösterebilir çalışan sonraki sefer danıştığında bu kez Her şeyi bana soracaksan seni neden işe aldık denebilir. Burada çalışan yalnızca görevini yapmaya çalışmaz, aynı zamanda görünmez ve sürekli değişen kuralları tahmin etmeye çalışır böyle bir ortam uzadığında işin kendisinden çok, hangi davranışın bu kez sorun olmayacağını hesaplamak yorucu hale gelebilir. Aile ilişkilerinde de benzer örüntüler görülebilir Bir ebeveyn çocuğuna Bana her şeyi anlatabilirsin derken çocuk hassas bir konuyu anlattığında onu sert biçimde yargılarsa, sözlü mesaj Bana güven olurken davranışsal mesaj Gerçeği söylersen bunun bedeli olabilir haline gelebilir. Çocuk zamanla ne söylemesi gerektiğinden çok, ne kadarını saklaması gerektiğini öğrenebilir ve burada iletişimin görünen yüzü ile yaşanan sonucu birbirinden ayrılır.
Romantik ilişkilerde ise çifte açmaz daha da görünmez olabilir çünkü sevgi, bağlılık ve kaybetme korkusu işin içine girdiğinde insan karşısındaki kişinin beklentilerine uyum sağlayabilmek için kendi davranışlarını sürekli ayarlamaya başlayabilir. Beni gerçekten seviyorsan bana alan tanırsın denir, alan tanıdığında Demek ki beni özlemiyorsun mesajıyla karşılaşırsın kıskançlık göstermezsen Beni önemsemiyorsun kıskançlık gösterirsen Bana güvenmiyorsun denir ve sonunda ilişkinin içinde yaşamaktan çok ilişkinin kurallarını çözmeye çalışan birine dönüşebilirsin. Bu tür örüntülerin etkili olabilmesinin nedenlerinden biri, insan zihninin tutarlılık aramasıdır bir davranışın sonucunda olumsuz tepki aldığımızda doğal olarak davranışımızı değiştiririz, fakat değiştirdiğimiz davranış da cezalandırıldığında sorun çözülmez ve yeni bir ayar yapmaya çalışırız Eğer bu döngü sürekli tekrarlanıyorsa kişi zamanla karşısındakinin davranışını sorgulamak yerine Demek ki doğru davranmayı öğrenemedim sonucuna varabilir ve böylece giderek daha fazla kendini kontrol etmeye başlayabilir.
Bu noktada ortaya çıkan en önemli işaretlerden biri yumurta kabukları üzerinde yürüyormuş gibi yaşama hissidir bir mesaj göndermeden önce defalarca okumak, bir konuyu açmadan önce karşı tarafın ruh halini hesaplamak, basit bir hayır cevabının ardından neler olacağını düşünmek söylediğin her kelimenin başka bir anlama çekilip çekilmeyeceğini hesaplamak ve bütün bunlara rağmen yine de yanlış bir şey yapmış gibi hissetmek, ilişkinin iletişim düzenine dikkat etmeyi gerektirebilir. Çifte açmazdan çıkmanın ilk adımlarından biri, sürekli doğru cevabı aramak yerine çelişkinin kendisini görünür hale getirmektir Konuşmamı istediğini söylüyorsun ama konuştuğumda bunu sorun haline getiriyorsun ikisini aynı anda yapamam. Bu tür bir cümle tartışmanın içeriğinden çok yapısına dikkat çeker, çünkü artık Konuşmalı mıyım, susmalı mıyım sorusunun peşinden koşmak yerine iki beklentinin neden aynı anda karşılanamadığını ortaya koyarsın.
Sağlıklı bir iletişimde karşı taraf bu çelişkiyi fark ettiğinde durabilir, kendi mesajını yeniden değerlendirebilir, ne istediğini daha açık ifade edebilir ve gerekirse Haklısın, senden iki farklı şey bekliyorum diyebilir buna karşılık her çelişki dile getirildiğinde konu değiştirilmesi, kuralların yeniden değiştirilmesi veya kişinin yine suçlu ilan edilmesi, asıl problemin tek bir tartışmadan daha büyük olabileceğini düşündürebilir. Belki de double bind'ın insana öğrettiği en önemli şey şudur. Her çıkmaz, sen yeterince iyi düşünemediğin için oluşmaz. Bazen insan yıllarca doğru kelimeyi doğru davranışı, doğru zamanı veya doğru tepkiyi arar, fakat bulamaz çünkü önünde çözülmesi gereken sıradan bir problem değil, birbirini geçersiz kılan beklentiler vardır.
Ve böyle bir durumda sorulması gereken soru artık Hangisini seçersem yanlış yapmam değildir. Asıl soru şudur. Neden bana sunulan her yol sonunda beni suçlu çıkarıyor. Çünkü bazen özgürleşmek, oyundaki doğru hamleyi bulmakla başlamaz. Oyunun kurallarını ilk kez sorgulamakla başlar.