Bir müzik aletini çalmak için ona dokunmanız gerektiğini düşünürüz. Piyanoda tuşlara basılır, gitarın telleri titreştirilir, davula vurulur. Theremin ise bu temel kuralı ortadan kaldıran sıra dışı bir elektronik enstrümandır. Müzisyen enstrümana fiziksel olarak dokunmaz. Ellerini iki antenin çevresinde hareket ettirir ve yalnızca bu hareketlerle sesin perdesini ve şiddetini kontrol eder. Ortaya çıkan ses bazen insan sesini, bazen uzaklardan gelen bir ıslığı, bazen de eski bilimkurgu filmlerinin tekinsiz atmosferini hatırlatır. Üstelik theremin, elektronik müziğin modern çağda ortaya çıkmış bir ürünü de değildir. Geçmişi yaklaşık bir asır öncesine uzanır.
Bir Laboratuvar Çalışmasından Müzik Aletine
Thereminin hikayesi Rus fizikçi ve mucit Lev Sergeyeviç Termen, Batı'da bilinen adıyla Leon Theremin ile başladı. Termen, 1920 civarında elektriksel ölçümler üzerinde çalışırken insan bedeninin bir elektrik devresinin yakınındaki elektromanyetik alanı etkileyebildiğini fark etti. Bu etkileşim, elektronik osilatörlerin oluşturduğu sesin frekansını değiştirebiliyordu. Termen bu prensibi bir ölçüm aracından çıkararak müzik üretilebilen bir sisteme dönüştürdü.
Ortaya çıkan enstrüman dönemine göre olağanüstüydü. Müzisyen kutuya benzeyen cihazın önünde duruyor ve havada yaptığı el hareketleriyle melodiler çıkarıyordu. Termen daha sonra enstrümanını Avrupa ve Amerika'da tanıttı. 1928'de ABD'de theremin için patent aldı. Elektronik müzik henüz bugünkü anlamıyla ortada yokken, elektrik kullanarak ve hiçbir fiziksel temas olmadan çalınabilen bir müzik aleti ortaya çıkmıştı.
Peki Dokunmadan Nasıl Ses Çıkarıyor?
Thereminin gizemi aslında fiziğe dayanıyor. Klasik tasarımında iki anten bulunuyor. Genellikle dik duran anten ses perdesini, yani notanın ne kadar ince veya kalın olduğunu kontrol ediyor. Müzisyen elini bu antene yaklaştırıp uzaklaştırdığında elektriksel alan değişiyor. Thereminin elektronik devreleri bu değişimi algılıyor ve üretilen sesin frekansı değişiyor. Böylece el antene yaklaştıkça veya uzaklaştıkça farklı notalar elde ediliyor.
Diğer tarafta bulunan halka biçimindeki anten ise genellikle ses yüksekliğini kontrol ediyor. Bir el melodiyi oluştururken diğer el sesin yükselmesini, azalmasını veya tamamen susmasını sağlıyor. Buradaki önemli ayrıntı şu: Theremin elleri kamera veya hareket sensörüyle takip etmiyor. İnsan bedeninin elektrik alanıyla etkileşiminden yararlanıyor. Dolayısıyla müzisyen aslında görünmeyen bir elektromanyetik alanın içerisinde çalıyor.
Theremin dışarıdan bakıldığında oldukça kolay görünebilir. Sonuçta tuş yoktur, tel yoktur ve karmaşık parmak pozisyonları görülmez. Fakat tam da bunların olmaması theremini son derece zor hale getirir. Piyanoda doğru notanın nerede olduğu bellidir. Gitarda perde veya tel, müzisyene fiziksel bir referans verir. Thereminde ise notalar havada görünmez noktalarda bulunur.
Elin birkaç santimetrelik, hatta çok daha küçük bir hareketi sesin perdesini değiştirebilir. Müzisyenin hem doğru notayı bulması hem elini son derece sabit tutması hem de diğer eliyle ses seviyesini kontrol etmesi gerekir. Üstelik enstrümana dokunarak konumunuzu sabitlemeniz de mümkün değildir. Bu nedenle iyi bir theremin icrası yalnızca müzik kulağı değil, olağanüstü hassas bir beden kontrolü gerektirir.
Thereminin gerçek bir konser enstrümanı olabileceğini dünyaya gösteren en önemli isimlerden biri Clara Rockmore oldu. Klasik müzik eğitimi alan Rockmore, theremin tekniğini olağanüstü bir seviyeye taşıdı. Kontrollü el hareketleri ve hassas nota geçişleri sayesinde thereminin yalnızca garip sesler çıkaran elektronik bir oyuncak olmadığını gösterdi.
O Ürkütücü Ses Nereden Geliyor?
Thereminin karakteristik sesi sürekli ve kayarak değişebilir. Piyanoda bir notadan diğerine geçtiğinizde iki ayrı tuşa basarsınız. Thereminde ise elinizi hareket ettirirken aradaki frekanslardan da geçebilirsiniz. Bu nedenle notalar birbirine kayarak bağlanabilir. Bu özellik insan sesindeki geçişleri veya yaylı çalgıların uzun, kesintisiz tonlarını hatırlatan bir etki yaratır.
İşte bu ses karakteri theremini sinema için de çekici hale getirdi. Özellikle 1940'lar ve 1950'lerde gizem, psikolojik gerilim ve bilimkurgu atmosferleriyle ilişkilendirildi. Miklós Rózsa'nın Spellbound ve The Lost Weekend için hazırladığı müziklerde theremin kullanılması, enstrümanın sinemadaki ününü artırdı. Bernard Herrmann'ın The Day the Earth Stood Still film müziğinde de thereminlerin kullanılması, enstrümanın uzay ve bilimkurgu dünyasıyla kurduğu bağı daha da güçlendirdi.
Burada ilginç bir kültürel sonuç ortaya çıktı. Thereminin sesi zamanla o kadar güçlü biçimde uzaylılar ve eski bilimkurgu filmleriyle özdeşleşti ki benzer elektronik sesler duyduğumuzda gerçek bir theremin kullanılmasa bile zihnimizde aynı çağrışım oluşabiliyor.
Theremin Bugün Hala Var mı?
Theremin ortadan kaybolmadı. Günümüzde hem klasik tasarıma yakın modeller hem de modern elektronik versiyonları üretiliyor. Deneysel müzisyenler, elektronik müzik sanatçıları ve theremin konusunda uzmanlaşmış icracılar tarafından hala kullanılıyor. Modern modeller daha kararlı elektronik devrelere sahip olsa da temel fikir şaşırtıcı biçimde aynı kaldı: İnsan, enstrümana dokunmadan elektromanyetik alanı değiştirerek müzik üretiyor.
Thereminin hikayesini ilginç yapan şey yalnızca çıkardığı garip ses değil. 1920'lerin başında geliştirilen bu cihaz, insanla elektronik makine arasındaki ilişkinin bugün bile fütüristik görünen bir örneğini ortaya koydu. Synthesizerların, dijital müzik yazılımlarının ve hareket sensörlü enstrümanların yaygınlaşmasından onlarca yıl önce bir fizikçi ellerini havada hareket ettirerek müzik üretmenin yolunu bulmuştu.
Bir asır sonra thereminin karşısında duran bir müzisyeni izlediğimizde hala küçük bir sihir gösterisine bakıyormuşuz gibi hissetmemizin nedeni belki de budur. Ortada titreşen bir tel, vurulan bir yüzey veya basılan bir tuş yoktur. Yalnızca iki el, iki anten ve gözle göremediğimiz bir alan vardır. Müzisyen enstrümana dokunmaz. Müziği adeta havanın içinden çekip çıkarır.
#Theremin #Müzik #ElektronikMüzik #MüzikTarihi