Bir padişahın emrinin yüzlerce kilometre uzaktaki bir yere mümkün olduğunca hızlı ulaştırılması gerekiyor. Telefon yok, telgraf yok, motorlu araç yok. Aklınıza hemen atlı bir ulak gelebilir. Osmanlı'da ise bazı önemli haberler, uzun mesafeleri koşarak aşmak üzere yetiştirilen peykler tarafından taşınıyordu. Hızları ve dayanıklılıkları yabancı seyyahların öylesine ilgisini çekmişti ki zamanla haklarında oldukça sıra dışı bir söylenti ortaya çıktı: Daha hızlı koşabilmeleri için gençken dalakları alınıyordu. Ancak bu hikayenin gerçeklerle efsaneyi birbirine karıştıran önemli bir tarafı var.
Peyk kelimesi Farsçada haber veya mektup götüren kişi anlamına geliyor. Osmanlı'da peykler yaya haberci sınıfının bir parçasıydı. Teşkilatın tam olarak ne zaman ortaya çıktığı bilinmese de Fatih Sultan Mehmed dönemine ait düzenlemelerde peyklerden söz edilmesi, en azından 15. yüzyılda saray teşkilatı içerisinde yer aldıklarını gösteriyor. Padişahın yakınında bulunuyor, emirleri süratle ilgili yerlere ulaştırıyor, resmi haberleşmede görev yapıyor ve gerektiğinde istihbarat amacıyla kullanılıyorlardı. Zamanla haberci kimliklerinin yanına başka bir görev daha eklendi. Padişahın sefere çıkışı, cuma namazı ve bayram gibi törenlerde gösterişli kıyafetleriyle alayın parçası oldular.
Peyklerin fiziksel dayanıklılıklarının gerçekten sıra dışı olduğu dönem kaynaklarına da yansımış durumda. 1577 yılında İstanbul'daki bir peyk seçimini izleyen Alman din adamı Stephan Gerlach, iki adayın sabah yola çıkıp uzun mesafeler koştuktan sonra aynı gün geri döndüğünü anlatıyordu. Peyklerin seçimlerinde uzun mesafe koşuları yapıldığı, çıplak ayakla koşabildikleri ve dayanıklılıklarının sınandığı biliniyor. Yanlarında koşarken tüketmek üzere badem ve akide şekeri taşıdıklarına ilişkin dönem anlatıları da bulunuyor.
Daha da ilginç olan, bazı tasvirlerde peyklerin ağızlarında delikli metal bir küreyle koşmasıdır. Bunun nefesi düzenlediğine, ağız kuruluğunu azalttığına veya koşarken daha kontrollü nefes almalarına yardımcı olduğuna inanılmış olabilir. Bellerinde ve dizlerinde küçük çanlar taşıdıklarına ilişkin kayıtlar da bulunuyor. Böylece bir Osmanlı peyki yalnızca olağanüstü mesafe koşan biri değil, kıyafeti ve taşıdığı araçlarla uzaktan kolayca tanınabilecek özel bir saray görevlisiydi.
Peki gerçekten dalaklarını aldırıyorlar mıydı? İşte burada tarihsel gerçek ile seyahatname anlatısı birbirinden ayrılıyor. 16. yüzyılda Osmanlı topraklarını gezen Fransız seyyah Nicolas de Nicolay, peyklerin olağanüstü koşu yeteneklerini anlatırken gençliklerinde dalaklarının alındığına ilişkin bir söylentiyi de aktardı. Daha sonraki bazı Avrupalı anlatılarda benzer iddialar tekrarlandı. Fakat peyklerin dalaklarının sistematik biçimde ameliyatla çıkarıldığını gösteren güvenilir bir Osmanlı belgesi veya somut tıbbi kanıt bulunmuyor. Konuyu inceleyen güncel akademik çalışmalar da bunu doğrulanmış bir uygulama değil, dönemin söylentilerinden biri olarak değerlendiriyor.
Bu söylentinin ortaya çıkmasının ise ilginç bir nedeni olabilir. Uzun süre koşarken karın veya kaburgaların altında ortaya çıkan ve bugün koşucuların da yaşayabildiği keskin yan ağrısı geçmişte dalakla ilişkilendiriliyordu. Türkçede hala kullanılan dalak şişmesi veya dalak tutması gibi ifadeler de bu eski düşüncenin izlerini taşıyor. Dolayısıyla peyklerin hiç durmadan koşabilmelerini gören Avrupalılar, onların bu ağrıyı yaşamamasını dalağın çıkarılması gibi sıra dışı bir yöntemle açıklamış olabilir. Modern bilgiler ise dalağın bağışıklık sistemi ve kanla ilişkili önemli işlevleri bulunduğunu gösteriyor. Dalağın alınması insanı doğal olarak daha hızlı veya dayanıklı bir koşucuya dönüştüren bir yöntem değil.
Peykleri etkileyici yapan şey aslında dalak hikayesine ihtiyaç bırakmayacak kadar gerçek. Uzun mesafeleri koşabilmeleri için seçiliyor ve yetiştiriliyor, fiziksel dayanıklılıkları sınanıyor, görev sırasında enerji sağlayacak yiyecekler taşıyor ve devletin acil haberlerini ulaştırıyorlardı. Osmanlı topraklarını ziyaret eden yabancılar için böylesine uzun mesafeleri koşabilen insanlar başlı başına şaşırtıcıydı. Bu şaşkınlık zamanla gerçeğin üzerine efsanelerin eklenmesine yol açtı.
Sonuçta Osmanlı peyklerinin varlığı gerçek, olağanüstü uzun mesafe koşucuları olmaları gerçek, padişahın haberlerini taşımaları gerçek. Dalaklarının daha hızlı koşmaları için alındığı ise kanıtlanmış bir gerçek değil. Bu iddia en az 16. yüzyıla kadar uzanan yabancı seyyah anlatılarında karşımıza çıkan tarihsel bir söylenti. Belki de hikayenin en ilginç yanı tam olarak burada. Peykler o kadar iyi koşuyordu ki onları gören bazı insanlar bunun yalnızca eğitimle mümkün olduğuna inanmak istememişti.