Bir insanın kalbi atıyor, bedeni hareket ediyor, çevresindekiler onunla konuşuyor fakat o, öldüğünden veya artık var olmadığından kesinlikle emin. Üstelik karşısına kanıt koymanız bu inancı her zaman değiştirmiyor. Psikiyatride bu sıra dışı tablo genellikle Cotard sanrısı (Cotard delusion) olarak adlandırılıyor.
Adını Fransız nörolog Jules Cotard’dan alan kavramın geçmişi 1880’e uzanıyor. Cotard, Paris’te yaptığı bir sunumda daha sonra literatürde Mademoiselle X olarak anılacak bir hastayı tarif etti. Hasta bazı organlarının bulunmadığına inanıyor, yemek yemeye gerek duymadığını düşünüyor ve ölemeyeceğini ileri sürüyordu. Cotard başlangıçta bu tabloyu inkar sanrıları üzerinden tanımladı. Sonraki yıllarda benzer vakaların bildirilmesiyle kavram onun adıyla anılmaya başladı. Ancak Cotard sanrısı yaşayan herkes doğrudan, ben öldüm demez. Bazıları bedeninin içinin boş olduğunu, kanının kalmadığını, organlarının çürüdüğünü veya dünyanın artık var olmadığını düşünebilir. Bazılarında ise kişinin kendi varlığını bütünüyle inkar ettiği düşünceler ortaya çıkabilir. Bu nedenle durum, kendisini ölü sanmak şeklindeki popüler tanımından daha karmaşıktır.
Bilimsel açıdan önemli bir ayrım da şudur. Cotard sendromu günümüzde DSM-5-TR'de bağımsız bir psikiyatrik hastalık olarak sınıflandırılmaz. Cotard tipi nihilistik sanrılar, özellikle psikotik özellikli ağır depresyonla, şizofreni spektrumundaki durumlarla ve bazı nörolojik hastalıklarla birlikte bildirilebilir. Oldukça nadir görülmesi nedeniyle bilgilerimizin önemli bir bölümü vaka bildirimleri ve küçük hasta gruplarından gelir.
Peki beyin yaşayan bir bedeni nasıl yok olarak algılayabilir? Kesin mekanizma hala bilinmiyor. Araştırmacılar benlik algısı, duyguların işlenmesi ve kişinin kendisine ya da çevresine aşinalık hissini oluşturan beyin ağlarındaki bozulmaların rol oynayabileceğini düşünüyor. Bazı bilimsel açıklamalar Cotard sanrısı ile Capgras sanrısı arasında da ilginç bağlantılar kuruyor. Beyin gördüğü şeyi tanıyabilir, fakat ona eşlik etmesi beklenen duygusal tanıdıklık hissi bozulduğunda zihin bu tuhaflığı açıklamak için sıra dışı bir inanç geliştirebilir. Ancak bu, Cotard sanrısının kesin olarak açıklanmış mekanizması değildir.
Durum yalnızca felsefi veya ilginç bir düşünce deneyinden ibaret de değildir. Kişi gerçekten öldüğüne veya bedeninin artık işlev görmediğine inanıyorsa yemek yemeyi, su içmeyi ya da kendisine bakmayı bırakabilir. Bu nedenle ağır vakalar ciddi tıbbi ve psikiyatrik riskler taşıyabilir. Tedavi altta yatan duruma göre planlanır, ilaç tedavileri kullanılabilir ve özellikle ağır depresyonla ilişkili bazı vakalarda elektrokonvülsif terapi (EKT) ile belirgin iyileşmeler bildirilmiştir.
Cotard sanrısını bu kadar çarpıcı yapan şey yalnızca bir insanın öldüğüne inanması değildir. Asıl sarsıcı nokta, beynimizin bize en tartışılmaz gerçek gibi gelen şeylerden birini, ben buradayım ve yaşıyorum, duygusunu bile oluşturuyor olmasıdır.