CIA Okyanusun Dibindeki Sovyet Denizaltısını Nasıl Çalmaya Çalıştı? [ 22 Ağustos 2026 ]


CIA Okyanusun Dibindeki Sovyet Denizaltısını Nasıl Çalmaya Çalıştı?

Soğuk Savaş tarihinin bazı operasyonları vardır ki yıllar sonra gizli belgeler ortaya çıktığında bile yaşananların gerçek olduğuna inanmak güçleşir Project Azorian bunların belki de en sıra dışı örneklerinden biridir çünkü CIA, Pasifik Okyanusu’nun yaklaşık beş kilometre altında yatan bir Sovyet balistik füze denizaltısının önemli bir bölümünü, Sovyetler Birliği ne olduğunu anlamadan okyanusun dibinden çıkarabilmek için yıllarca süren dev bir gizli operasyon hazırladı. Hikaye 1968 yılında Sovyetler Birliği’ne ait K-129 adlı Golf II sınıfı denizaltının Pasifik’teki görevi sırasında kaybolmasıyla başladı. Nükleer başlıklı balistik füzeler taşıyan denizaltı mürettebatıyla birlikte battı ve Sovyetler geniş çaplı aramalar gerçekleştirmesine rağmen enkazın yerini belirleyemedi. Fakat Sovyetlerin bulamadığı denizaltının konumu Amerikan istihbaratı tarafından tespit edildi ve enkazın Hawaii’nin kuzeybatısında, yaklaşık 16.500 feet yani beş kilometreye yakın derinlikte bulunduğu anlaşıldı.

ABD açısından okyanusun dibinde yalnızca batmış bir gemi yatmıyordu. K-129’un içinde Sovyet füze teknolojisi, askeri ekipmanlar ve Amerikan istihbaratının büyük önem verdiği stratejik bilgiler bulunabilirdi. Böylece son derece cesur bir fikir ortaya çıktı. Denizaltının bir bölümünü gizlice okyanusun dibinden kaldırmak. Sorun, bunun daha önce benzeri görülmemiş bir mühendislik operasyonu gerektirmesiydi. Binlerce metre aşağıdaki devasa bir metal gövdeyi kavramak, yüzeye doğru kaldırmak ve bütün bunları Sovyetlerin haberi olmadan gerçekleştirmek gerekiyordu. CIA bunun için özel bir gemi geliştirilmesine karar verdi. Ortaya çıkan geminin adı Hughes Glomar Explorer oldu. Ancak geminin gerçek görevi kamuoyundan saklandı. Bunun için dönemin dünyaca ünlü milyarderi Howard Hughes üzerinden son derece inandırıcı bir örtü hikayesi oluşturuldu. Resmi hikayeye göre Hughes, okyanus tabanında bulunan değerli manganez nodüllerini çıkarmak amacıyla yeni bir derin deniz madenciliği teknolojisi geliştiriyordu.

Bu açıklama CIA açısından neredeyse kusursuzdu çünkü Pasifik’in ortasında dev vinçlere, kilometrelerce aşağıya uzanabilecek borulara ve olağanüstü kaldırma sistemlerine sahip bir geminin bulunmasını açıklıyordu. Gerçekte ise Glomar Explorer’ın merkezinde devasa bir açıklık bulunuyor ve buradan okyanusun dibine indirilebilecek büyük bir mekanik yakalama sistemi taşınıyordu. Bu sistem K-129’un gövdesini kavrayacak, ardından denizaltının bölümü kilometrelerce yukarı çekilerek geminin içindeki gizli bölmeye alınacaktı. 1974 yazında operasyon başladı. Glomar Explorer K-129’un bulunduğu bölgeye ulaştı ve dev yakalama sistemi Pasifik’in karanlığına doğru indirilmeye başlandı. Üstelik operasyon sırasında bölgede Sovyet gemileri de zaman zaman bulunuyor, fakat Amerikalıların gerçekte ne yaptığını bilmiyorlardı. Kilometrelerce aşağı indirilen sistem sonunda K-129’a ulaştı. Denizaltı kavrandı. Ve yıllardır okyanusun dibinde yatan Sovyet denizaltısının bir bölümü gerçekten yukarı doğru kaldırılmaya başlandı.

CIA’nın neredeyse imkansız görünen planı çalışıyordu. Ancak kaldırma sırasında operasyonun en kritik problemi ortaya çıktı Denizaltının kaldırılan bölümü parçalandı ve büyük kısmı yeniden okyanusun karanlığına düşerken yalnızca bir bölümü yakalama mekanizmasının içinde kalabildi. Glomar Explorer kalan parçayı yüzeye çıkarmayı başardı. CIA’nın resmi tarihçesine göre çıkarılan bölümde altı Sovyet denizcisinin cesedi de bulundu. Amerikalılar bu denizciler için denizde askeri cenaze töreni düzenledi ve yıllar sonra törene ait görüntüler Rusya tarafına teslim edildi. Fakat operasyonun en büyük hedeflerinden biri olan Sovyet askeri sırlarından tam olarak ne kadarının ele geçirildiği konusu uzun süre tartışmalı kaldı. Project Azorian hedeflerinin tamamına ulaşamadı, ancak CIA operasyonu yine de Soğuk Savaş döneminin önemli istihbarat ve mühendislik başarılarından biri olarak değerlendirdi. Daha da ilginç olan ise operasyonun nasıl ortaya çıktığıydı.

1974 yılında Howard Hughes bağlantılı bir ofisten çalınan belgeler CIA ile Glomar Explorer arasındaki gizli ilişkiye dair izler taşıyordu Olay araştırıldıkça gazetecilerin dikkati projeye yöneldi ve 1975 yılında Amerikan basını, Glomar Explorer’ın gerçekte ne yaptığını kamuoyuna açıklamaya başladı. CIA ise kendisini sıra dışı bir durumda buldu. Operasyonu doğrulamak istemiyordu. Fakat açıkça yalanlamak da istemiyordu Böylece istihbarat tarihinde daha sonra Glomar Response olarak ünlenecek yaklaşım ortaya çıktı. Bir bilginin varlığını ne doğrulamak ne de inkar etmek. Project Azorian’ın komplo teorileri serisi açısından bu kadar değerli olmasının nedeni tam olarak burada yatıyor. Çünkü hikayenin merkezindeki büyük unsurlar birer iddia değil, bugün resmî belgelerle doğrulanmış gerçeklerdir. CIA gerçekten K-129’u ele geçirmek istedi. Howard Hughes gerçekten örtü hikayesinin parçası oldu. Glomar Explorer gerçekten gizli operasyon için kullanıldı. Ve devasa bir mekanik sistem Pasifik’in kilometrelerce altına indirilerek Sovyet denizaltısının bir bölümünü gerçekten okyanus tabanından kaldırdı.

Bu hikayenin etrafında yıllar içerisinde farklı komplo teorileri ve doğrulanmamış iddialar ortaya çıktı fakat belki de Project Azorian’ın en etkileyici tarafı, hikayeyi ilginç hale getirmek için bunların hiçbirine ihtiyaç duymamasıdır. Çünkü gerçek operasyon zaten yeterince inanılmazdı. 1974 yılında Pasifik’in ortasında madencilik gemisi gibi görünen dev bir geminin altında, kilometrelerce aşağıya uzanan gizli bir mekanizma vardı ve o mekanizmanın ucunda maden değil, Sovyetler Birliği’nin okyanusun dibine gömülmüş askeri sırları bulunuyordu.

Kaynak; CIA arşivi