Bir insan, geçmişte yaşanan büyük acıları yalnızca tarih kitaplarından bildiğinde onları ne kadar anlayabilir? Case Départ, bu soruyu oldukça sıra dışı ve tartışmalı bir komedi üzerinden soruyor. 2011 yapımı Fransız filmi, günümüz Fransa'sında yaşayan iki üvey kardeş Joël ve Régis'in hikayesini anlatıyor. Aynı babanın çocukları olmalarına rağmen hayata ve kendi kimliklerine tamamen farklı yaklaşan kardeşlerden Joël yaşadığı sorunların önemli bölümünü ırkçılıkla ilişkilendirirken Régis, Afrika kökenlerinden uzak durmaya ve Fransız toplumuna bütünüyle uyum sağlamaya çalışan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Birbirleriyle anlaşmakta zorlanan bu iki adam, babalarının ölümünün ardından Antiller'e gittiklerinde hayatlarını değiştirecek tuhaf bir olayın içine sürükleniyor.
Babalarından kalan mirasın değerli bir servet olduğunu düşünen kardeşlerin eline, atalarının özgürlüğüyle bağlantılı tarihi bir belge geçiyor. Belgeyi küçümsemeleri ve geçmişlerine karşı duyarsız davranmaları ise filmin fantastik kırılma noktasını oluşturuyor. Joël ve Régis bir anda kendilerini 18. yüzyılın sonlarında, köleliğin sürdüğü Fransız sömürge düzeninin ortasında buluyor. Artık modern Fransa'da özgürce yaşayan iki adam değillerdir. Başkalarının mülkü sayılan, emirleri yerine getirmek zorunda bırakılan iki köle konumundadırlar. Tarihi uzaktan değerlendirmek yerine, atalarının yaşadığı sistemin içine doğrudan düşmüşlerdir.
Filmin komedisi de büyük ölçüde bu zaman çatışmasından doğuyor. 21. yüzyılın davranışlarına, konuşma biçimine ve özgürlük anlayışına sahip iki insanın kölelik düzeninde yaşamaya çalışması sürekli absürt durumlar yaratıyor. Kardeşler başlangıçta karşılarındaki insanların kendilerine emir vermesini anlamlandıramıyor, modern dünyaya ait ifadeler kullanıyor ve içinde bulundukları sistemin kurallarına karşı çıkıyorlar. Fakat kısa sürede meselenin bir oyun olmadığını fark ediyorlar. Kaçmanın, karşı çıkmanın veya yalnızca özgür olduklarını söylemenin hiçbir şeyi değiştirmediği bir dünyadadırlar.
Case Départ böylece oldukça ağır bir tarihsel konuyu alışılmadık biçimde komedinin içine yerleştiriyor. Film köleliği hafif bir mesele haline getirmekten ziyade, modern insanın geçmişte yaşananları bugünün güvenli mesafesinden değerlendirmesiyle uğraşıyor. Joël ve Régis'in iki zıt karakter olarak seçilmesi de tesadüf değil. Biri karşılaştığı her sorunda tarihsel ayrımcılığın izlerini görürken diğeri kendi kökenleriyle arasına mesafe koyuyor. Geçmişe gönderildiklerinde ise ikisinin de teorileri anlamını kaybetmeye başlıyor. Çünkü artık tartıştıkları tarih, doğrudan yaşadıkları gerçeğe dönüşüyor.
Filmin Fransız sömürge geçmişini merkezine alması da önemli. Fransa'nın Karayipler'deki kolonilerinde kölelik yüzyıllar boyunca ekonomik düzenin temel parçalarından biriydi. Filmdeki fantastik hikaye bu gerçek tarihsel arka plan üzerine kuruluyor. Ancak yapım ciddi bir tarih filmi olmayı amaçlamıyor. Fabrice Éboué, Thomas Ngijol ve Lionel Steketee'nin yönettiği film, seyirciyi güldürürken ırkçılık, kölelik, asimilasyon ve geçmişle kurulan ilişki hakkında rahatsız edici sorular bırakmayı tercih ediyor. Bu nedenle bazı sahneleri bilinçli biçimde abartılı ve karikatürize.
Case Départın asıl fikri ise filmin sonunda daha belirgin hale geliyor. Geçmişi değiştirmek mümkün olmayabilir fakat geçmişi nasıl hatırladığımız bugünkü kimliğimizi değiştirebilir. Joël ve Régis'in çıktığı yolculuk bu nedenle yalnızca zamanda geriye gitme hikayesi değildir. İki kardeş, daha önce yalnızca kelimelerle tartıştıkları atalarının hayatlarını yaşayarak kendi önyargılarıyla da yüzleşmek zorunda kalır. Film bütün bunları ağır bir tarih dramı yerine kara mizaha yakın bir komediyle anlatıyor. Ortaya da insanın geçmişini anlamadan bugününü gerçekten anlayıp anlayamayacağını sorgulayan oldukça sıra dışı bir Fransız komedisi çıkıyor.