26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’den yükselen top sesleri Büyük Taarruz’un başladığını ilan ettiğinde, Türk ordusunun hazırlığı aslında aylar öncesinden başlamıştı. Sakarya Meydan Muharebesi’nin ardından Yunan ordusunu Anadolu’dan kesin olarak çıkarmak için büyük bir taarruz düşünülüyordu ancak Mustafa Kemal Paşa acele etmek istemiyordu. 6 Mart 1922’de TBMM’nin gizli oturumunda yaptığı konuşmada ordunun kararının taarruz olduğunu, fakat hazırlıklar tamamlanmadan yapılacak bir saldırının çok daha ağır sonuçlar doğurabileceğini açıkça ifade etmişti. Çünkü karşıdaki Yunan ordusu küçümsenecek bir güç değildi. Türk ve Yunan ordularının insan ve tüfek sayıları birbirine yakın olsa da Yunan ordusu makineli tüfek, top, uçak ve özellikle motorlu araç bakımından üstün durumdaydı. Türk ordusunun belirgin üstünlüklerinden biri ise süvari kuvvetleriydi. Bu nedenle hazırlanacak planın yalnızca güçlü olması yetmezdi. Yunan komutanlığının Türk ordusunun asıl darbeyi nereden ve ne zaman indireceğini mümkün olduğunca geç anlaması gerekiyordu. Büyük Taarruz’un temel unsurlarından biri böylece baskın etkisi oldu.
1922 yazında hazırlıklar artık son aşamaya yaklaştı. Mustafa Kemal Paşa haziran ortalarında taarruz kararını kesinleştirmiş, temmuz sonunda planlar son şeklini almaya başlamıştı. 6 Ağustos'ta Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, ordulara gizli olarak “taarruza hazırlık” emrini verdi. Bundan sonra cephede büyük bir hareketlilik başlayacaktı ancak bu hareketliliğin düşman keşiflerinden saklanması gerekiyordu. Asıl taarruz Afyon'un güneyinden yapılacaktı. Bunun için büyük kuvvetlerin fark ettirilmeden bu bölgeye kaydırılması gerekiyordu. Askeri tarih kayıtlarına göre asıl saldırıyı gerçekleştirecek 11 piyade ve 3 süvari tümeni, geceleri yürütülerek Afyon'un güneyindeki taarruz bölgesinde toplandı. Gündüzün gözlerinden yararlanmak yerine gecenin karanlığından yararlanan binlerce asker top, hayvan ve malzeme sessizlik içinde yeni mevzilerine taşınıyordu. Bu devasa hareketin zamanından önce fark edilmesi, baskın planının en önemli avantajlarından birini ortadan kaldırabilirdi.
Gizlilik yalnızca birliklerin hareketleriyle sınırlı değildi. Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’dan cepheye hareketi dahi mümkün olduğunca saklandı. Kaynaklarda, Ankara’dan ayrıldığının birkaç kişi dışında bilinmediği ve kamuoyunda Ankara’daymış izlenimini sürdürmek amacıyla 21 Ağustos’ta Çankaya’da bir çay daveti vereceğinin basın ve ajanslara bildirildiği aktarılır. Oysa Mustafa Kemal Paşa 20 Ağustos’ta Akşehir’deydi ve burada Fevzi Paşa, İsmet Paşa ve diğer komutanlarla taarruzun ayrıntıları üzerinde çalışıyordu Gökyüzünde de başka bir gizlilik mücadelesi yaşanıyordu. Türk havacılarına yalnızca keşif yapmak değil, Yunan keşif uçaklarının Türk hazırlık bölgelerine yaklaşmasını engellemek görevi de verilmişti. Milli Savunma Bakanlığının aktardığı kayıtlara göre Türk uçakları Yunan keşif faaliyetlerini önlemeye çalışırken kendi keşif uçuşlarıyla karşı tarafın birliklerinin yerlerini belirliyordu. Böylece Büyük Taarruz başlamadan önce gökyüzünde görünmeyen bir istihbarat savaşı yürütülüyordu.
24 Ağustos'ta Akşehir'deki karargah Şuhut'a taşındı. Artık son saatlere girilmişti. 25 Ağustos'ta Mustafa Kemal Paşa Ankara'daki hükümete ordunun ertesi sabah taarruza başlayacağını bildirdi. Aynı gece birlikler son hazırlıklarını yaparken Kocatepe çevresinde büyük harekatın başlangıcı bekleniyordu. Ve 26 Ağustos 1922 sabahı sessizlik sona erdi. Karanlığın ardından Türk topçusunun ateşi başladı. Ardından piyadeler Yunan savunma hatlarına ilerledi. Tınaztepe, Belentepe ve Kalecik Sivrisi gibi güçlü mevziler hedef alındı aynı zamanda Fahrettin Altay komutasındaki 5. Süvari Kolordusu düşman gerisindeki ulaşım hatlarına yöneldi. Aylar boyunca hazırlanan, son günlerinde büyük bir gizlilik içerisinde yürütülen plan artık savaş meydanında uygulanıyordu.
27 Ağustos'ta Afyon kurtarıldı. 28 ve 29 Ağustos'taki harekat Yunan kuvvetlerinin kuşatılmasına doğru ilerledi ve 30 Ağustos'ta Dumlupınar çevresindeki Başkomutanlık Meydan Muharebesi Türk ordusunun kesin zaferiyle sonuçlandı. Büyük Taarruz'un başarısının ardında elbette Türk askerinin cesareti ve komuta heyetinin kararları vardı. Fakat zaferin daha az konuşulan taraflarından biri de binlerce askerin geceleri yaptığı yürüyüşler, gizlenen birlik kaydırmaları, düşman keşif uçaklarını uzak tutmaya çalışan havacılar ve taarruz saatine kadar korunmaya çalışılan büyük sırdı. 26 Ağustos sabahı toplar konuşmaya başladığında Yunan ordusunun karşısına yalnızca Türk ordusu çıkmadı. Aylardır sessizlik içinde hazırlanmış bir plan da aynı anda harekete geçti.