Aksaray’ın Gülağaç ilçesine bağlı Saratlı beldesinde, bugün sakin bir Anadolu yerleşiminin altında, kayaların içine oyularak oluşturulmuş ve yüzyıllar boyunca farklı insanların izlerini taşıyan olağanüstü bir yapı bulunuyor. Aziz Mercurius Yeraltı Şehri. İlk bakışta Kapadokya coğrafyasındaki diğer yeraltı yerleşimlerini hatırlatsa da, onu farklılaştıran en dikkat çekici ayrıntılardan biri, koridorlarının sonunda karşılaşılan ve büyüklüğü nedeniyle adeta bir katedrali andırdığı belirtilen yeraltı kilisesi. Resmi kaynaklara göre Aziz Mercurius Yeraltı Şehri yedi katlı ve bu katların üçü temizlenerek ziyarete açılmış durumda. Yapıya, yöre halkının Develik olarak adlandırdığı Selçuklu döneminden kalma bir han üzerinden giriliyor buradan sonra kayaların içine oyulmuş koridorlar, odalar ve farklı seviyelere ulaşan geçitler başlıyor. Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen arazinin altında böylesine geniş bir mimari düzenin bulunması, yapının en etkileyici taraflarından biri.
Aziz Mercurius’un hikayesini anlamak için yaklaşık 1.800 yıl öncesinin Kapadokya’sına gitmek gerekiyor. Aksaray İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yeraltı şehrinin Hristiyanlığın yasak olduğu MS 250’li yıllarda yaygın biçimde kullanıldığını ve özellikle sığınak işlevi gördüğünü belirtiyor. Kapadokya’nın yumuşak volkanik kaya yapısı insanların yeraltında koridorlar, odalar ve yaşam alanları oluşturmasına imkan verirken, bölgedeki yeraltı şehirleri sonraki Roma, Doğu Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de farklı biçimlerde kullanılmaya devam etti. Yeraltı şehrinin en çarpıcı bölümü ise kilise. Kapadokya’daki yeraltı şehirlerinde bulunan kiliselerin çoğu nispeten küçükken, Aziz Mercurius’taki kilisenin büyüklüğü resmi kaynaklarda katedrali andıran bir yapı olarak tarif ediliyor. Kilisenin içerisinde farklı biçimlerde haç işaretleri bulunuyor ve yapının özellikle Doğu Roma döneminde yoğun şekilde kullanıldığı düşünülüyor.
Fakat kilisenin tabanında yapılan kazılar, hikayeyi çok daha çarpıcı bir noktaya taşıdı. Burada çocuklara ve yetişkinlere ait 20 mezar ortaya çıkarıldı ve mezarların çoğunda insan iskeletlerine rastlandı. Buluntular arasındaki en sıra dışı örneklerden birinde ise bir erkek ile bir kadının aynı lahit içerisinde, üst üste yerleştirilmiş halde bulunduğu bildiriliyor. Bu insanların kim oldukları ve neden aynı mezara bu şekilde yerleştirildikleri konusunda resmi kaynak kesin bir açıklama sunmadığından, burayı efsanelerle doldurmak yerine arkeolojinin henüz cevaplamadığı bir soru olarak bırakmak çok daha etkileyici. Yeraltındaki yaşam yalnızca ibadet ve defin alanlarından da ibaret değildi. Kazılarda ortaya çıkarılan erzak küpleri, insanların burada belirli süreler boyunca yaşamlarını sürdürebilecek şekilde hazırlık yaptıklarını gösteren önemli buluntular arasında. Yeraltı şehrinin bir bölümünde yöre halkının Develi Dam olarak adlandırdığı ve adak adadığı bir türbe bulunurken, hemen yanındaki odada taşa işlenmiş, ördek veya kuğuya benzediği belirtilen kabartmalar da yer alıyor.
İsmini aldığı Aziz Mercurius ise anlatının bir başka katmanını oluşturuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı kaynaklarında Mercurius’un MS 225-250 yılları arasında yaşamış bir komutan olduğu, Kapadokya bölgesinde doğduğu ve Hristiyan olduğunu açıklamasının ardından sürgüne gönderildiği aktarılıyor. Yeraltı şehrinin onun adıyla anılması, mekanın erken Hristiyanlık tarihindeki kimliğini daha da belirgin hale getiriyor. Bugün Aziz Mercurius’a girdiğinizde karşınıza yalnızca eski taş odalar çıkmıyor. Daralan koridorlar, birbirine bağlanan bölümler, büyük kilise, mezarlar, haçlar ve günlük yaşama ait kalıntılar, yaklaşık iki bin yıl önce insanların korkularını, inançlarını ve hayatta kalma çabalarını aynı karanlık mekanda buluşturuyor. Ve belki de buranın insanda bıraktığı en güçlü düşünce tam olarak burada başlıyor.
Yeryüzünde hayat devam ederken, insanların başka bir hayatı metrelerce aşağıdaki kayaların içine taşıdığı bir dönem vardı. Bugün Aziz Mercurius’un yedi katından yalnızca üçü ziyaretçilere açık. Geri kalan karanlık, bize cevaplardan çok daha güçlü bir şey bırakıyor. Anadolu’nun altında hala anlatılmayı bekleyen kaç hikaye var?