Kahve fincanı masaya ters çevrilir, biraz beklenir ve tabak kaldırılır. Bundan sonrası neredeyse herkesin aşina olduğu bir dünyadır. Bir yerde uzun bir yol belirir, kenarda kuşa benzeyen küçük bir şekil vardır, koyu tortunun içinde bir insan silueti seçilir. Falcı birkaç saniye fincana baktıktan sonra konuşmaya başlar: Yakında bir haber var, kafanı kurcalayan bir insan görünüyor, önünde iki ayrı yol açılmış. Peki aynı fincanı o anda başka bir falcıya verseydik ne olurdu? O da aynı kuşu, aynı insanı ve aynı yolu görür müydü? Daha da ilginci, fincanın sahibini hiç görmeden aynı fincanın fotoğrafını birbirinden habersiz beş farklı falcıya göndersek beşi de benzer bir gelecek mi anlatırdı?
Bu soru kahve falının belki de en ilginç taraflarından birine dokunuyor. Çünkü kahve falında kullanılan sembollerin önemli bir bölümü ortak anlamlara sahipmiş gibi anlatılır. Kuş haberle, balık para ve kısmetle, kalp aşkla, uzun çizgiler yolculukla ilişkilendirilir. Anahtar yeni bir kapının açılması, halka veya yüzük ciddi bir ilişki, yılan ise çoğu zaman kıskançlık ya da düşmanlık olarak yorumlanır. Eğer bu semboller gerçekten fincanda açık ve nesnel biçimde bulunuyorsa, farklı falcıların aynı fincanda en azından benzer şekilleri seçmesini beklemek mantıklı görünür. Fakat burada insan beyninin çok ilginç bir özelliği devreye girer: Beyin, karşısındaki görüntüyü yalnızca görmez. Onu tamamlar, sınıflandırır ve anlamlandırır.
Bulutlara bakarken bir köpek, insan yüzü veya gemi gördüğünüz olmuştur. Duvarın üzerindeki nem lekesi bazen bir insan profiline, taşın üzerindeki desen bir göze, otomobilin ön kısmındaki farlar ve ızgara ise bir yüze benzeyebilir. Psikolojide bu eğilim pareidolia olarak bilinir. Beynimiz rastgele veya belirsiz görüntülerin içinde tanıdık biçimler seçmeye son derece yatkındır. Kahve fincanının içi ise bunun için adeta kusursuz bir yüzeydir. Tortular düzensizdir, sınırlar belirsizdir ve yüzlerce küçük şekil birbirine karışır. Aynı koyu lekeye bir kişi kuş derken başka biri balık, üçüncü kişi eğilmiş bir insan görebilir. Üstelik üçü de gerçekten gördüğüne inanabilir.
Burada küçük bir düşünce deneyi yapalım. Fincanın kenarında iki yana ayrılan ince bir tortu izi olduğunu düşünün. Bir falcı bunu yol ayrımı olarak yorumlayıp hayatınızda önemli bir karar vereceğinizi söyleyebilir. Başka biri aynı şekli iki insan olarak görüp aranızın açıldığı biriyle yeniden karşılaşacağınızı düşünebilir. Üçüncü falcı ise şeklin bir ağaca benzediğini söyleyerek aileyle ilgili gelişmelerden söz edebilir. Fincan değişmedi. Tortu değişmedi. Değişen yalnızca ona bakan insan oldu. Bu durumda yorumun ne kadarının fincandan, ne kadarının yorumlayanın zihninden geldiğini ayırmak oldukça zorlaşır.
Üstelik falcı yalnızca fincana bakmaz. Karşısında bir insan vardır. Yaşı, kıyafetleri, yüz ifadesi, konuşma biçimi, parmağındaki yüzük, yanında taşıdığı çanta, sorular karşısındaki küçük tepkileri bile farkında olmadan bilgi verebilir. Örneğin falcı “Aklında biri var ama aranızda bir mesafe görüyorum” dediğinde karşısındaki kişinin yüzündeki küçücük bir değişiklik bile konuşmanın yönünü etkileyebilir. Kişi şaşırır, gülümser veya hemen “Evet” derse falcı artık doğru bir alana dokunduğunu bilir. “Hayır, kimse yok” cevabı geldiğinde ise mesafe fiziksel değil duygusal bir uzaklık olarak yeniden yorumlanabilir. Böylece anlatı konuşma ilerledikçe kişiye daha uygun hale gelir.
Psikolojide buna yakın süreçler soğuk okuma olarak incelenir. Soğuk okumada bir insan hakkında önceden ayrıntılı bilgi sahibi olmadan, genel olasılıklardan, gözlemlerden ve karşı tarafın tepkilerinden hareketle oldukça kişisel görünen çıkarımlar yapılabilir. Örneğin “Son zamanlarda seni yoran ama çevrendekilere fazla anlatmadığın bir mesele var” cümlesini düşünün. Son derece kişiselmiş gibi gelir. Fakat yetişkin insanların çok büyük bir kısmının herhangi bir dönemde iş, aile, ilişki, para veya gelecek konusunda başkalarına tam olarak anlatmadığı bir sorunu bulunabilir. Cümle yeterince geniştir fakat dinleyen kişi onu kendi hayatındaki son derece özel bir olaya bağlayabilir.
Daha şaşırtıcı olan ise Barnum etkisidir. İnsanlar yeterince genel fakat olumlu ve kişisel tınlayan ifadelerin özellikle kendilerini anlattığını düşünmeye eğilim gösterebilir. Psikolog Bertram Forer'ın 1940'larda yaptığı ünlü çalışmada öğrencilere bir kişilik testi uygulanmış, ardından kendilerine özel hazırlandığı söylenen kişilik değerlendirmeleri verilmişti. Gerçekte öğrencilerin tamamına aynı metin verilmişti. Buna rağmen katılımcılar değerlendirmelerin kendilerini oldukça iyi anlattığını düşündüler. Astroloji, bazı kişilik testleri ve fal yorumları tartışılırken bu deneyin hâlâ anılmasının nedeni de budur.
Şimdi kahve falına dönelim. “Geçmişte büyük bir hayal kırıklığı yaşamışsın ama bunu herkese göstermemişsin” cümlesini ele alalım. Yirmi, otuz veya kırk yıllık bir yaşamın içinde buna uyabilecek kaç olay bulunabilir? Ayrılık, arkadaşlık, aile sorunu, başarısızlık, kaybedilmiş bir fırsat, iş problemi... Zihin bu seçeneklerin tamamını taramaz. Cümleye en çok uyan anıyı bulur ve onu öne çıkarır. Böylece falcının söylediği şey şaşırtıcı derecede isabetli görünmeye başlayabilir.
Bir başka ilginç nokta da doğru çıkan falları yanlış çıkanlardan daha güçlü hatırlamamızdır. Diyelim ki fal sırasında size on beş farklı şey söylendi. Yeni bir insanla tanışacağınız, para alacağınız, kısa bir yolculuk yapacağınız, bir arkadaşınızla tartışacağınız, beklediğiniz bir haberin geleceği ve aile içinde bir konuşma yaşanacağı söylendi. Bunların on tanesi gerçekleşmediğinde aylar sonra hepsini tek tek hatırlamayabilirsiniz. Fakat üç hafta sonra beklenmedik bir para geldiğinde “Falcı para geleceğini söylemişti” dersiniz. Gerçekleşmeyen tahminler sessizce unutulurken gerçekleşen tahmin zihinde büyür. Bu durum doğrulama yanlılığıyla ilişkilendirilen süreçlerden biridir.
Zaman aralığının belirsiz olması da işi daha ilginç hale getirir. “Üç vakte kadar haber alacaksın” ifadesindeki üç vakit üç gün müdür, üç hafta mı, üç ay mı? Haber dediğimiz şey telefon görüşmesi mi, mesaj mı, iş başvurusu sonucu mu, eski bir arkadaşın ortaya çıkması mı? Hem zaman hem olay geniş bırakıldığında günlük hayatın içinde tahminle eşleşebilecek çok sayıda gelişme meydana gelir. Bir mesaj geldiğinde tahmin gerçekleşmiş sayılabilir. Hiçbir şey olmadığında ise çoğu insan aylar önce söylenen o cümleyi zaten unutmuştur.
Fakat bütün bunlar kahve falının kültürel önemini ortadan kaldırmaz. Tam tersine, belki de onu daha ilginç hale getirir. Çünkü kahve falı yalnızca geleceği öğrenme girişimi değildir. Aynı zamanda insanların kaygılarını, beklentilerini, ilişkilerini ve umutlarını konuşmalarına izin veren sosyal bir ritüeldir. Bazen insan doğrudan “İlişkim konusunda kararsızım” diyemez ama falcı “Burada iki yol görüyorum” dediğinde konuşmaya başlayabilir. Fincandaki şekil böylece geleceği gösteren bir işaretten çok, kişinin kendi hayatını anlatmasına aracılık eden bir yüzeye dönüşür.
İşte bu nedenle aynı fincanı beş farklı falcıya göstermek son derece ilginç bir deney olurdu. Üstelik deney yalnızca anlatılan gelecekleri değil, önce görülen sembolleri de kaydetmeliydi. Birinci falcı kuş, yol ve kadın figürü gördüğünü; ikinci falcı balık, kapı ve erkek figürü gördüğünü; üçüncü falcı kalp, göz ve ağaç gördüğünü söylerse farklılık yorum aşamasından önce başlamış demektir. Ama beş falcı birbirinden habersiz şekilde aynı bölgede kuş benzeri bir şekil görürse bu kez başka bir soru ortaya çıkar: Acaba bazı tortu biçimleri gerçekten insanların çoğuna aynı nesneyi mi çağrıştırıyor?
Deneyi daha da ilginç hale getirmek mümkün. Aynı fincanın fotoğrafını iki gruba gösterdiğimizi düşünelim. Birinci gruba fincan sahibinin yeni bir ilişkiden çıktığı, ikinci gruba ise evlenmek üzere olduğu söylensin. Oysa fotoğraf tamamen aynıdır. Eğer ilk gruptaki yorumlarda ayrılık, geçmişten gelen kişi ve kapanmamış ilişki; ikinci grupta ise yüzük, birliktelik ve yeni başlangıç sembolleri belirgin biçimde çoğalırsa fincandaki şekillerden başka bir şeyin yorumları yönlendirdiği düşünülebilir. Yani falcı fincana bakıyor olsa bile ona verilen hikaye, gördüğü şeyin anlamını değiştirebilir.
Hatta bir adım daha ileri gidilebilir. Falcılara aynı fincan farklı kişilere aitmiş gibi birkaç hafta arayla yeniden gösterilebilir. Birinde fincanın sahibinin 24 yaşında bekar bir kadın, diğerinde 45 yaşında evli bir erkek olduğu söylense yorumlar değişir miydi? Aynı leke ilkinde yeni bir aşk, ikincisinde iş ortaklığı olarak mı okunurdu? Böyle bir deney kahve falından çok insan zihninin belirsiz görüntüler karşısında nasıl hikaye ürettiğini anlatırdı.
Belki de kahve falının asıl büyüleyici tarafı tam olarak burada yatıyor. Bir fincanın dibinde birkaç gram kahve tortusu vardır fakat ona bakan insan zihni bu tortunun içinden aşklar, yolculuklar, düşmanlar, haberler, paralar ve kararlar çıkarabilir. İnsan beyni boşlukları boş bırakmayı pek sevmez. Şekilleri tamamlar, tesadüflere anlam verir ve parçaları bir hikayeye dönüştürür.
Bu yüzden aynı fincana beş falcı baktığında asıl merak edilmesi gereken yalnızca kaçının geleceği doğru tahmin edeceği olmayabilir. Çok daha temel bir soru vardır: Beşi gerçekten aynı şeyi görüyor mu? Eğer cevap hayırsa, fincan bize gelecekten önce başka bir şeyi gösteriyor olabilir. Ona bakan insanın zihnini.